NATO'nun hikâyesi... Türkiye'nin terazisi

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara...

Bugün sadece Türkiye'nin başkenti değil.

Dünyanın diplomasi merkezi.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde NATO Liderler Zirvesi...

Masada dünyanın en güçlü devletlerinin liderleri var.

Gündem ağır.

Ukrayna...

Rusya...

Orta Doğu...

Savunma harcamaları...

Terör...

Enerji...

Ve bütün bu başlıkların tam ortasında Türkiye.

İnsan ister istemez düşünüyor...

Bugün Ankara'nın ev sahipliği yaptığı bu büyük fotoğrafın temelleri nasıl atıldı?

Takvimler 1949'u gösteriyordu.

İkinci Dünya Savaşı bitmişti.

Ama huzur gelmemişti.

Dünya iki kutba ayrılmıştı.

Bir tarafta Amerika.

Diğer tarafta Sovyetler Birliği.

İşte NATO böyle bir dönemde kuruldu.

Amaç açıktı.

Sovyet yayılmasını durdurmak.

İlk Genel Sekreter Lord Ismay'ın tarihe geçen sözü de bunu özetliyordu:

"Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları ise kontrol altında tutmak."

Bir cümle...

Ama bir dönemin özeti.

Türkiye'nin NATO yolculuğu ise kolay olmadı.

Stalin'in Boğazlar üzerindeki talepleri...

Doğu Anadolu'dan istediği topraklar...

Ankara'yı yeni arayışlara itti.

Batı'nın güvenlik şemsiyesi gerekiyordu.

Fakat kapılar hemen açılmadı.

Sonra Kore Savaşı çıktı.

Türk askeri binlerce kilometre ötede, Kunuri'de destan yazdı.

Cesaretiyle...

Fedakârlığıyla...

Disipliniyle...

Ve 18 Şubat 1952'de Türkiye NATO'nun tam üyesi oldu.

O gün sadece Türkiye kazanmadı.

NATO da güney kanadının en güçlü ülkesini bünyesine kattı.

Elbette bu yolculuk güllük gülistanlık değildi.

Johnson Mektubu...

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ambargolar...

Terör örgütü PKK ve uzantıları konusunda yaşanan derin görüş ayrılıkları...

S-400 krizi...

F-35 programından çıkarılmamız...

Hepsi yaşandı.

Kimi zaman sert tartışmalar...

Kimi zaman güven bunalımları...

Ama hiçbir kriz Türkiye ile NATO arasındaki bağı koparamadı.

Çünkü haritalar değişmiyor.

Karadeniz'in anahtarı Türkiye.

Kafkasya'nın kapısı Türkiye.

Orta Doğu'nun dengesi Türkiye.

Doğu Akdeniz'in güvenliği Türkiye.

Bunu herkes biliyor.

Soğuk Savaş sona erdiğinde...

"NATO'nun işi bitti" diyenler oldu.

Olmadı.

Bosna geldi.

Kosova geldi.

Afganistan geldi.

Ardından Rusya-Ukrayna Savaşı...

Bugün dünya yeniden sert bir güç mücadelesinin içinde.

NATO yeniden kuruluş felsefesine dönüyor.

Savunma...

Caydırıcılık...

Güvenlik...

Hepsi yeniden en önemli başlıklar.

Bugün Ankara'da verilen fotoğraf, sıradan bir zirve fotoğrafı değildir.

Bu fotoğraf, Türkiye'nin uluslararası sistemdeki ağırlığının fotoğrafıdır.

Türkiye artık masaya davet edilen değil...

Masanın kurulmasında söz sahibi olan ülkedir.

Kararları etkileyen ülkedir.

Veto hakkını kullanan ülkedir.

Dengeleri değiştirebilen ülkedir.

İşte bunun için dünyanın gözü bugün Ankara'da.

Ve inanıyorum ki...

Türkiye, bu tarihî zirveden yine alnının akıyla çıkacaktır.

Çünkü Türkiye, kriz üreten değil, kriz çözen ülkedir.

Çünkü Türkiye, sadece kendi güvenliği için değil, bölgenin ve dünyanın istikrarı için sorumluluk üstlenen devlettir.

Bugün masadaki herkesin farklı hesabı olabilir.

Ama değişmeyen tek gerçek şudur:

NATO'nun Türkiye'ye ihtiyacı vardır.

Türkiye'nin gücü ise sadece ordusundan değil...

Tarihinden...

Coğrafyasından...

Devlet aklından gelir.

Ankara'dan yükselecek sağduyu ve denge mesajı, sadece ittifaka değil, dünyaya da güven verecektir.

Ve bu zirve sona erdiğinde geriye şu cümle kalacaktır:

Dünya yine Türkiye'yi konuşacak... Türkiye ise her zamanki gibi devlet ciddiyetiyle, diplomasinin vakarını koruyarak bu önemli sınavdan alnının akıyla çıkacaktır.

NATO Ankara