Meclis’te yumruklar konuşurken, demokrasi susuyor
Dün TBMM Genel Kurulu’nda yaşanan kavga, basit bir yemin töreni gerginliği değildi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yemin sürecinde başlayan protestoların fiziki arbedeye dönüşmesi, Anayasa kitapçığının kürsüye fırlatılması ve milletvekilleri arasındaki temas, yasama organının itibarına ağır bir darbedir. Meclis’te akan kan, siyasetin diliyle ilgili ciddi bir alarmdır.
Bu tablo tekil bir olay değil, bir sürecin sonucudur. Son aylarda bütçe görüşmelerinde, protestolarda ve anayasa tartışmalarında yükselen gerilim, Meclis zeminini tartışma alanı olmaktan çıkarıp çatışma eşiğine sürüklemiştir. Siyasal sertlik meşrudur; fiziki müdahale ise asla değildir. Bu çizgi aşıldığında, demokrasi zarar görür.
Hukuk açıktır. Milletvekili dokunulmazlığı şiddeti kapsamaz. TBMM İçtüzüğü, Genel Kurul düzenini bozanlara karşı yaptırımlar öngörür. Bu mekanizmaların işletilmesi siyasi bir tercih değil, kurumsal bir zorunluluktur. Aksi halde Meclis, kendi saygınlığını aşındırır.
Anayasal itirazların adresi de nettir. Atamalar, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı eleştirilebilir; ancak bunun yolu yumruk değil, kürsü ve hukuk zeminidir. Demokratik sistem, itirazı şiddetle değil, kurallarla yönetir.
Daha vahimi, bu görüntülerin topluma verdiği mesajdır. Meclis’te şiddetin normalleşmesi, sokaktaki dili sertleştirir. Temsilcilerin davranışı, toplumsal sınırları belirler. Gücün değil, hukukun üstün olduğu algısı zedelendiğinde bedelini toplum öder.
Uluslararası alanda ise tablo nettir: Bir ülkenin Meclisi, demokrasisinin aynasıdır. TBMM’de yaşanan her kavga, Türkiye’nin kurumsal ciddiyetine gölge düşürür.
Sonuç olarak sorun kişilerden öte, siyasal iklimdir. Meclis, milletin evidir; ring değildir. Demokrasi, en çok gerilim anlarında korunur. Yumrukların konuştuğu yerde hukuk susar; hukukun sustuğu yerde ise demokrasi kaybeder.