Meclis’te rekor oy, dışarıda büyük bir vicdan sınavı
Meclis Genel Kurulu’ndayız.
Saat ilerliyor.
Kürsüde konuşmalar...
Sıralarda milletvekilleri...
Ama salondaki herkesin aklında aynı soru var:
Türkiye gerçekten yeni bir döneme mi giriyor?
Çünkü konuşulan sıradan bir kanun değil.
Kamuoyunun “Çerçeve Yasa” diye bildiği, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi.
Kırk yılı aşkın bir meselenin ardından gelen tarihi bir adım.
Oylama yapılıyor.
467 “evet”...
87 “hayır”...
7 “çekimser”...
Meclis’te çok geniş bir destek.
Fakat Genel Kurul’da rakamlar okunurken insanın aklı ister istemez başka yere gidiyor.
Şehit evlerine...
Gazilerin hayatına...
Yıllardır aynı acıyı taşıyan annelere, babalara...
Çünkü Meclis’teki oy sayısı başka.
Toplumun vicdanındaki karşılığı başka.
Meclis’teki rakam, sokaktaki beklenti
Türkiye’nin artık yeni şehitler vermek istemediğini herkes biliyor.
Anne istemiyor.
Baba istemiyor.
Eş istemiyor.
Çocuk istemiyor.
Asker ocağına giden bir evladın ardından telefon sesi bekleyen aile istemiyor.
Kırk yılı aşkın sürede Türkiye çok ağır bedeller ödedi.
Şimdi önümüzde bir ihtimal var.
Silahlar gerçekten susacak mı?
Terör örgütü PKK/KCK ve bağlantılı yapıların fiili varlığı gerçekten sona erecek mi?
Silah bırakıldığı güvenlik kurumlarınca açık biçimde tespit edilecek mi?
Devlet mekanizması süreci denetleyecek mi?
Cevap “evet” olursa...
Türkiye nefes alır.
Dağlar boşalır.
Okullar dolar.
Gençler işine gücüne bakar.
Anneler çocuklarını korkuyla değil, umutla uğurlar.
Bundan daha büyük bir toplumsal kazanç olabilir mi?
Ama...
Türkiye geçmişini de unutamaz.
Meclis’te “hayır” diyenler
İYİ Parti, 29 milletvekiliyle blok halinde “hayır” dedi.
Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu çok sert konuştu.
“İhanet belgesi” dedi.
“Sevr’e imza” dedi.
Siyasetin dili sertleşti.
Fakat Meclis’teki itirazı yalnızca bu sert sözlerden ibaret görmek de doğru değil.
Muhalefet şerhinde dikkat çeken başka bir bölüm vardı:
7 bin 563 şehidin ismi.
İsim isim...
Rakam olarak değil.
İnsan olarak.
Bir başka ifadeyle:
“Bu mesele sadece kanun maddelerinden ibaret değildir.”
Doğru.
Çünkü Meclis tutanağına giren bir maddeyle, bir şehit ailesinin evindeki sessizlik aynı şey değildir.
Bir mezar taşı da Meclis’in hafızasıdır
Şehit isimleri gündeme geldiğinde salondaki hava değişiyor.
Siyaset bir anlığına geri çekiliyor.
İnsan öne çıkıyor.
Bir fotoğraf geliyor göz önüne.
Genç bir yüz.
Bir asker üniforması.
Bir bayrak.
Bir mezar taşı...
İYİ Parti’nin muhalefet şerhindeki şu cümle de bu tartışmanın özünü anlatıyor:
“Terör örgütü silah bırakabilir fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti devlet olma vasfını bırakamaz.”
Burada hassas bir çizgi var.
Silah bırakmak başka.
Hukuki sonuçları başka.
Af tartışması başka.
Adalet duygusu ise bambaşka.
Şehit yakınının baktığı yer çoğu zaman kanun kitabı değildir.
Mezar taşıdır.
Oğlunun fotoğrafıdır.
Evin duvarındaki hatıradır.
Muhalefetin başka bir sorusu: Şeffaflık
YENİ Parti’de ise süreç konusunda farklı sesler yükseldi.
Genel Başkan Özgür Özel, sürecin devam ettirilmesi gerektiği yönünde bir çizgi ortaya koyarken parti içinde “hayır” diyen isimler de oldu.
Cemal Enginyurt...
Mahmut Tanal...
Salih Uzun...
Ve başka milletvekilleri.
Onların itirazlarında öne çıkan başlıklardan biri de demokrasi ve şeffaflıktı.
Soru açık:
Terörsüz Türkiye hedeflenirken demokratik siyaset nasıl güçlendirilecek?
Meclis denetimi nasıl işleyecek?
Muhalefetin eleştirileri nasıl dikkate alınacak?
Şehit ailelerinin beklentileri nasıl karşılanacak?
Bunlar küçümsenecek sorular değil.
Çünkü güçlü devlet, sadece karar alan devlet değildir.
Aynı zamanda hesabını ve gerekçesini anlatabilen devlettir.
Kanun metninden daha önemli olan uygulama
Çerçeve Yasa’nın en kritik taraflarından biri de burada.
Düzenleme, “herkes serbest kalacak” şeklinde okunabilecek basit bir af metni değil.
Silah bırakma şartı var.
Örgütsel yapının fiili varlığının sona ermesi şartı var.
Güvenlik kurumlarının tespiti var.
Milli Güvenlik Kurulu teyidi var.
Bazı ağır suçlar kapsam dışında tutuluyor.
Kasten öldürme gibi suçlar konusunda ayrıca sınır çiziliyor.
Dolayısıyla asıl mesele artık kanunun Meclis’ten geçmesi değil.
Uygulama.
Kim ne zaman silah bıraktı?
Gerçekten bıraktı mı?
Örgütsel yapı gerçekten sona erdi mi?
Devlet bunu nasıl tespit etti?
Denetim nasıl yapılacak?
Bütün bu soruların cevabı, önümüzdeki dönemde verilecek.
Şehit annesinin sorusu unutulursa...
Bir şehit annesini düşünün.
Oğlunu askere göndermiş.
Sonra kapı çalınmış.
Üniformalı görevliler gelmiş.
Hayatı bir anda değişmiş.
Yıllar geçmiş.
Şimdi ona deniliyor ki:
“Türkiye yeni bir sayfa açıyor.”
Anne soruyor:
“Peki benim oğlum?”
İşte devletin en zor sınavı burada.
O anneye yalnızca “Türkiye’nin geleceği için” demek yetmez.
Onun acısını da anlamak gerekir.
Adalet duygusunu da korumak gerekir.
Gaziler için de aynı şey geçerli.
Bir gazinin yıllardır taşıdığı fiziksel ve manevi yük...
Bir şehit babasının mezar başındaki sessizliği...
Bunlar siyasi slogan değildir.
Türkiye’nin hafızasıdır.
Asıl sınav bugün başlıyor
Meclis kararını verdi.
Yasa geçti.
Fakat mesele bitmedi.
Tam tersine...
Asıl şimdi başlıyor.
Devlet mekanizması dikkatli çalışacak.
Silah bırakma tartışmasız biçimde doğrulanacak.
Örgütsel yapının sona erip ermediği açıkça ortaya konulacak.
Denetim mekanizmaları işleyecek.
Şehit ailelerinin hassasiyetleri korunacak.
Gazilerin sesi duyulacak.
Muhalefetin eleştirileri peşinen “sürece karşı çıkmak” diye yaftalanmayacak.
Çünkü demokrasi bunu gerektirir.
Bir karar alınır.
Birileri destekler.
Birileri karşı çıkar.
Sonra uygulama izlenir.
Sonuçlara bakılır.
Meclis’teki en önemli rakam 467 değil
Bugün Meclis’te hangi rakamın öne çıkacağı belli:
467.
Ama benim aklımdaki rakam başka.
Sıfır.
Yeni şehit sayısı...
Sıfır olacak mı?
Türkiye’nin asıl bakacağı rakam budur.
Eğer silahlar gerçekten susarsa...
Örgüt gerçekten sona ererse...
Gençler dağ yerine okul yoluna giderse...
Anneler her telefon sesinde irkilmezse...
İşte o zaman bugünkü Meclis kararı tarih içinde gerçek anlamını bulur.
Ama süreç tökezlerse...
Güven zedelenirse...
Şehit ailelerinin adalet duygusu incinirse...
O zaman bugünkü yüksek oy desteği yalnızca Meclis tutanaklarında kalır.
Çünkü tarih sadece hangi kanunun kaç oyla geçtiğini yazmaz.
Sonucunu da yazar.
İki cümle aynı anda söylenebilmeli
Türkiye yeni şehitler istemiyor.
Bu çok açık.
Ama Türkiye geçmişte verdiği şehitleri de unutmak istemiyor.
Mesele tam burada düğümleniyor.
İki cümleyi aynı anda söyleyebilmekte:
Kan dursun.
Adalet duygusu da ayakta kalsın.
Çerçeve Yasa’nın gerçek başarısı Meclis’te aldığı oy sayısıyla ölçülmeyecek.
Bir gün...
Bir şehit annesi çıkıp:
“Artık başka anneler ağlamayacak.”
diyebiliyorsa...
İşte o gün Türkiye gerçekten yeni bir sayfa açmış olacaktır.
O güne kadar ise...
Siyasetin de devletin de muhalefetin de omuzlarında ağır bir sorumluluk var.
Şehitlerimize rahmet.
Gazilerimize minnet.
Ailelerine sabır.
Ve Türkiye’nin geleceği için...
Akıl, hukuk, adalet ve vicdan.