Liyakatin gölgesinde kalan adalet
Ankara’da yıllardır aynı cümleyi duyarız:
“Bu işi en iyi kim yapar?”
Aslında cevabı bellidir.
Bileni vardır.
Tecrübelisi vardır.
Emek veren vardır.
Ama bazen soru değişir.
“Bizden kim var?”
İşte mesele de burada başlar.
Bir kurumun kaderini belirleyen şey binaları değildir.
Makam odaları değildir.
Araç filosu, bütçesi, tabelası hiç değildir.
Asıl güç, o kurumun insan kaynağıdır.
Bilgili insanıdır.
Çalışkan insanıdır.
İşini seven insanıdır.
Ne var ki bazı dönemlerde liyakat geri plana itilir.
Yerine sadakat geçirilir.
Liyakat; bilgi demektir.
Tecrübe demektir.
Üretmek demektir.
Sadakat ise çoğu zaman sorgulamamak anlamına gelir.
Elbette kuruma bağlılık önemlidir.
Ancak bağlılık ile biat arasındaki çizgi kaybolduğunda sorun başlar.
Çünkü liyakat sahibi insan soru sorar.
“Neden böyle yapıyoruz?” der.
“Daha iyisi mümkün değil mi?” diye düşünür.
Kurumu ileri taşımaya çalışır.
Fakat sadece itaat bekleyen anlayışlar için bu sorular rahatsızlık verir.
O zaman da başarı değil, sessizlik ödüllendirilir.
Türkiye'nin en büyük kaybı da budur.
Bir kurumda çalışanlar emeklerinin karşılığını alamayacaklarını düşünmeye başladıkları gün motivasyon düşer.
Adalet duygusu yara alır.
Güven zedelenir.
Ve yavaş yavaş en değerli insanlar sessizleşir.
Kimisi köşesine çekilir.
Kimisi başka yerlere gider.
Kimisi de artık konuşmanın fayda etmeyeceğine inanır.
Geriye ne kalır?
Aynı fikirlerin tekrarlandığı, kimsenin risk almadığı, kimsenin sorumluluk üstlenmediği bir düzen.
Oysa tarih başka bir şey söyler.
Devletler de kurumlar da şirketler de kalıcı başarılarını sadakatle değil liyakatle sağlamıştır.
Gerçek liderler kendilerine benzeyenleri değil, kendilerinden daha iyilerini yetiştirmek ister.
Güçlü yönetici eleştiriden korkmaz.
Farklı sesleri susturmaz.
Başarıyı yakınlığa göre değil, ortaya konulan işe göre değerlendirir.
Bugün birçok kurumun ihtiyacı daha fazla itaat değildir.
Daha fazla adalettir.
Daha fazla torpil değil, daha fazla fırsat eşitliğidir.
Çünkü adaletin olmadığı yerde güven oluşmaz.
Güvenin olmadığı yerde de başarı uzun ömürlü olmaz.
Ankara'nın koridorlarında yıllardır dolaşan bir söz vardır:
“Hak edenin değil, yakın olanın kazandığı yerde herkes kaybeder.”