Lahey’den İslamabad’a uzanan bir hukuk yolu...
Bazı hukukçular vardır…
Mesleğini yalnızca mahkeme salonuyla sınırlamaz.
Hukuku, insan haklarının ve adalet arayışının bir aracı olarak görür.
İstanbul 2 No’lu Barosu Başkanı Av. Yasin Şamlı’yı anlatırken benim dikkatimi çeken de tam olarak bu yaklaşım oldu.
Gazze meselesinde hazırlanan dosyalar, Lahey’de yürütülen temaslar, dünyanın farklı ülkelerinden hukukçuların verdiği destek ve ardından Pakistan’da kurulan hukuk köprüsü…
Bütün bunlar tek tek bakıldığında farklı çalışmalar gibi görünüyor.
Oysa yan yana koyduğunuzda bir hukuk vizyonu ortaya çıkıyor.
Gazze dosyası
Gazze’de yaşananların ardından İstanbul 2 No’lu Barosu tarafından hazırlanan dosyalar, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşındı.
Çalışma yalnızca bir suç duyurusundan ibaret değildi.
Fotoğraflar, görüntüler, saha raporları, tanık anlatımları ve noter huzurunda alınan ifadeler bir araya getirildi.
Türkiye’ye tedavi amacıyla gelen Gazze mağdurlarının beyanları da dosyalara dahil edildi.
Ardından uluslararası destek geldi.
12 farklı ülkeden 3 bin 61 hukukçunun imzasını taşıyan başvuru Lahey’e götürüldü.
Kadınlar ve çocuklar için ayrıca dosyalar hazırlandı.
Çocuklara ilişkin çalışma UCM’nin yanı sıra UNICEF’e de iletildi.
Burada önemli olan yalnızca dosya hazırlamak değildi.
Dosyanın takip edilmesiydi.
Çünkü uluslararası hukukta sonuç almak çoğu zaman uzun bir süreci gerektiriyor.

Şamlı’nın yaklaşımı ise açık:
Belgelemek, başvurmak ve takip etmek.
Lahey’den İslamabad’a
Asıl dikkat çekici gelişme ise Temmuz 2026’da Pakistan’da gerçekleşti.
İstanbul 2 No’lu Barosu heyeti, Başkan Yasin Şamlı’nın başkanlığında Pakistan’da bir dizi üst düzey temas gerçekleştirdi.
Federal Hukuk ve Adalet Bakanlığı…
Yüksek yargı…
Federal Anayasa Mahkemesi…
Pakistan Barolar Birliği…
Pencap ve Sindh baroları…
Hukuk dünyasının önemli isimleriyle görüşmeler yapıldı.
Fakat bu ziyaretin önemini belirleyen, görüşmelerin sayısı değil, ortaya çıkan sonuçlardı.
Üç başlık öne çıktı:
Ortak Tahkim Merkezi kurulması.
Hukuk ve yargı alanında iş birliğinin geliştirilmesi.
Avukatlar arasında dayanışmanın kurumsallaştırılması.
Protokollerle somutlaştırılan bu adımlar, Şamlı’nın daha geniş bir hedefinin parçası olarak ortaya konuluyor:
İslam ülkelerinden başlayan bir hukuk birliği.
Buradaki hedef, yalnızca Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkileri geliştirmek değil.
Daha geniş bir bölgesel hukuk platformunun temelini oluşturmak.
Ortak tahkim mekanizmaları…
Hukukçular arasında bilgi ve tecrübe paylaşımı…
Yargı kurumları arasında iletişim…
Mesleki dayanışma…
Bunlar zaman içerisinde farklı ülkelerin de dahil olabileceği bir yapının unsurları olabilir.
Bir protokolden daha fazlası
Pakistan’da imzalanan protokollerin gerçek anlamı, önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak.
Çünkü hukuk alanında kurum kurmak kadar, onu işler hale getirmek de önemli.
Ortak Tahkim Merkezi fikri hayata geçirilebilirse, farklı ülkeler arasındaki ticari ve hukuki uyuşmazlıkların çözümünde yeni bir kanal açılabilir.
Hukuk ve yargı alanındaki iş birliği genişletilebilirse, ülkelerin hukukçuları arasında kalıcı bir iletişim ağı oluşabilir.
Avukatlar arasındaki dayanışma güçlendikçe de bu yapı yalnızca kurumların değil, doğrudan hukuk camiasının ortak zemini haline gelebilir.
Bu nedenle Pakistan ziyareti, klasik bir baro ziyaretinden farklı bir anlam taşıyor.
Bir başlangıç.
Belki de daha geniş bir bölgesel hukuk yapılanmasının ilk adımlarından biri.
Şamlı’nın hukuk yolculuğu
Yasin Şamlı’nın bu noktaya nasıl geldiğine de bakmak gerekiyor.
1987’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
Tıp hukuku alanında yüksek lisans yaptı.
İnsan hakları ve ceza hukuku alanında çalışmalar yürüttü.
28 Şubat ve 15 Temmuz süreçlerinde hukuki mücadelelerde yer aldı.
2021’de çoklu baro düzenlemesinin ardından İstanbul 2 No’lu Barosu’nun kurucu başkanı oldu.
Sonraki seçimlerde de başkanlığını sürdürdü.
Bugün ortaya koyduğu tablo, bu geçmişin devamı niteliğinde.
Baro başkanlığını yalnızca mesleki sorunlarla sınırlı tutmuyor.
Uluslararası hukuk alanında da söz söyleyen, ilişki kuran ve mekanizma geliştirmeye çalışan bir yapı oluşturma arayışında.
Gazze dosyası bunun bir tarafı.
Pakistan girişimi ise diğer tarafı.
“Mazlumun milliyeti yoktur”
Şamlı’nın yaklaşımını anlatan bir cümle var:
“Mazlumun milliyeti yoktur.”
Aslında bütün hikâyeyi bu cümle üzerinden okumak mümkün.
Gazze’de bir insan hakları ihlali varsa, hukukçunun görevi önce bunun belgesini ortaya koymak.
Bir yerde hukuki uyuşmazlık varsa, çözüm mekanizması oluşturmak.
Bir ülkedeki hukukçu diğer ülkedeki meslektaşıyla aynı sorun üzerinde çalışabiliyorsa, sınırlar arasında yeni bir dayanışma zemini kurmak.
Bunun siyasi tartışmaları elbette olacaktır.
Ancak hukuk kendi sorularını sorar:
Delil nedir?
Sorumluluk kimdedir?
Hangi hukuk kuralı ihlal edilmiştir?
Hangi mekanizma işletilebilir?
Şamlı’nın çalışmalarında öne çıkan çizgi de bu.
Şimdi asıl sınav başlıyor
Gazze dosyalarının Lahey’de nasıl sonuçlanacağını bugünden söylemek mümkün değil.
Pakistan’da imzalanan protokollerin ne kadar genişleyeceğini de…
Ortak Tahkim Merkezi’nin hangi ülkeleri kapsayacağını da…
Bunların hepsi zamanla görülecek.
Fakat Temmuz 2026’da Pakistan’da atılan adım, önemli bir şeyi değiştirdi.
Artık yalnızca dosyalardan söz etmiyoruz.
Kurumlar arası iş birliğinden söz ediyoruz.
Yalnızca bir başvurudan değil.
Kalıcı hukuk mekanizmalarından söz ediyoruz.
Yalnızca Türkiye-Pakistan ilişkilerinden değil.
İslam ülkelerinden başlayarak daha geniş bir hukuk birliği fikrinden söz ediyoruz.
İşte Yasin Şamlı’nın hikâyesinin asıl dikkat çekici tarafı burada.
Lahey’e giden klasörler, binlerce hukukçunun imzası ve Gazze’ye ilişkin deliller…
Bir tarafta.
Pakistan’da imzalanan protokoller ve ortak hukuk mekanizmaları…
Diğer tarafta.
İkisini bir araya getirdiğinizde karşınıza tek bir hedef çıkıyor:
Hukuku, adalet arayışının ortak dili haline getirmek.
Bunun başarıya ulaşıp ulaşmayacağını zaman gösterecek.
Ama hukuk tarihinde bazı süreçler kararlarla değil, atılan ilk adımlarla başlar.
Pakistan’daki imzalar da belki böyle bir başlangıcın kaydı olarak tarihe geçecek.