Kırıkkale’de bir dua, bir hayal, bir külliye

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Kırıkkale yolunda…

Bozkırın ortasında yükselen bir yapı.

Sıradan bir bina değil.

Taşı var…

Kubbesi var…

Çift minaresi var…

Ama asıl önemlisi, içinde bir niyet var.

Bir dua ile başlayan hikâye.

Bir adanmışlık hikâyesi.

Bir vefa eseri.

Karşımızda duran yapı:

Kırıkkale İslami Değerler Külliyesi.

Ve içinde…

Siyer-i Nebi ve Mushaf-ı Şerif Müzesi.

Bu eserin mimarı, fikir babası, emekçisi…

Bahattin Akyön

Devlette görev yapmış.

Saudi Arabia’da Cidde Basın Ateşeliği görevinde bulunmuş.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda müşavirlik yapmış.

Ama görünen o ki…

Asıl büyük görevi, gönlünde taşıdığı bu eseri ortaya çıkarmak olmuş.

Hikâye 2012 yılında başlıyor.

Arafat’ta edilen bir dua…

“Sadaka-i cariye olsun” niyeti…

Sonra yıllar süren çaba.

Ve 22 Kasım 2015’te temel atılıyor.

Ardından tuğla tuğla yükselen bir hayal.

22 Ekim 2023’te kapılar açılıyor.

Açılışı yapan isim de Ali Erbaş.

Yapının en dikkat çekici yönü ne biliyor musunuz?

Gökyüzünden bakıldığında…

Arapça Allah lafzı şeklinde tasarlanmış olması.

Kolay iş değil.

Mimari cesaret ister.

Estetik ister.

İnanç ister.

Ve vizyon ister.

30 bin metrekare park alanı…

20 bin metrekare otopark…

5 bin metrekare kapalı alan…

Selçuklu mimarisinin izleri…

Taş işçiliği…

Hilal formunda kubbeler…

Modern ile geleneğin el sıkışması gibi.

Ve külliyenin merkezinde…

Kubbesiyle yükselen…

Çift minaresiyle ufka mühür vuran görkemli bir cami.

Uzaklardan bakıldığında bile kendini belli eden bir siluet.

Ama binayı bina yapan duvarı değildir.

Ruhu önemlidir.

Burada o ruh var.

Müzede, Hz. İbrahim’den başlayan bir anlatı…

Mecca…

Medina…

Fil Vakası…

Ve Peygamber Efendimizin 63 yıllık hayatı…

Kronolojik şekilde ziyaretçiye sunuluyor.

Üstelik klasik müze anlayışıyla değil.

Dijital ekranlar…

Sesli anlatımlar…

Yüzlerce elektronik çip…

Yeni nesle hitap eden modern bir dil.

Bir başka dikkat çekici bölüm:

Mushaf-ı Şerif koleksiyonu.

Kabe örtüleri…

Nadide eserler…

Mukaddes hatıralar…

Sessizce konuşuyor.

Burası sadece gezilecek yer değil.

Yaşayan merkez.

Okullar geliyor.

Öğrenciler geliyor.

Tam bu noktada emekli ilköğretim müdürü Nihat Aksoy anlatıyor:

“Çocuklar burada sadece gezi yapmıyor. Tarihi görüyor, medeniyeti tanıyor, manevi değerlerle buluşuyor. Sınıfta anlatılan birçok konuyu burada yaşayarak öğreniyorlar.”

Gerçekten de öyle.

Gençlik programları yapılıyor.

Kur’an kursları var.

Kütüphane var.

Konferans salonu var.

Cami var.

Taziye alanı var.

Misafirhane var.

Yani bir bina değil…

Bir hayat alanı.

Daha önemlisi…

Kapılar ücretli değil.

Hizmet ücretsiz.

Kamu yararına açık.

Bugün birçok yerde giriş bile paralıyken…

Burada kapıdan içeri niyetle giriliyor.

Türkiye’de sıkça eleştiririz.

“Kimse taş üstüne taş koymuyor” deriz.

Ama koyanlar da var.

Sessizce yapanlar…

Gösterişsiz üretenler…

Reklam değil eser bırakanlar…

Kırıkkale’de böyle bir örnek duruyor.

Ankara’ya bir saat mesafede…

Bozkırın ortasında…

Bir dua yükselmiş göğe.

Sonra taşa dönüşmüş.

İman niyetle birleşmiş…

Niyet gayrete dönüşmüş…

Gayret duayla bereketlenmiş…

Ve ortaya nesiller boyu yaşayacak bir eser çıkmış.

Ne mutlu Bahattin Akyön’e…

Ardında söz değil, iz bıraktı.

Gölge değil, eser bıraktı.

Fanilik içinde kalıcılığın sırrını gösterdi.

Adı da olmuş:

Kırıkkale İslami Değerler Külliyesi.