Kesilen sadece kurban mı, yoksa nefsimiz mi?
Yarın Kurban Bayramı…
Çocukluğumuzun bayramları gelir insanın aklına. Sabahın erken saati… Mahallede telaş… Beyaz gömlekler… Yeni ayakkabılar… Bir yanda tekbir sesleri, öte yanda büyüklerin telaşı…
Ama aslında Kurban Bayramı’nın özü, bambaşka bir yerde saklıdır.
Çünkü kurban, sadece bir hayvan kesmek değildir. Kurban, insanın kendi nefsini sorgulamasıdır. Kimi kibrini keser… Kimi cimriliğini… Kimi öfkesini… Kimi de yıllardır içinde taşıdığı kırgınlıkları…
Anadolu insanı bunu güzel anlatır: “Allah için vermeyi bilmeyen, sahip olmanın da kıymetini bilemez.”
İşte kurbanın özü tam da budur.
Hz. İbrahim’in teslimiyeti… Hz. İsmail’in sadakati…
Kur’an-ı Kerim’de anlatılır. Bir baba… En kıymetlisini Allah yolunda feda etmeye hazır… Bir evlat… “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap.” diyecek kadar teslimiyet sahibi…
Ve sonunda gelen ilahi rahmet…
Aslında orada kesilen sadece bir kurban değildir. İnsanın Allah’a olan bağlılığıdır sınanan.
Hac Suresi’nde çok çarpıcı bir ayet vardır: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşan sadece sizin takvanızdır.”
Ne kadar büyük bir ölçü…
Demek ki mesele et değil. Gösteriş hiç değil. Asıl mesele niyet.
Bugün modern hayatın içinde birçok şeyi kaybettik belki… Komşuluğu… Paylaşmayı… Hâl hatır sormayı…
Ama bayramlar hâlâ elimizde kalan en güçlü köprülerden biri.
Kurban Bayramı, biraz da yoksulun kapısını çalma bayramıdır. Bir çocuğun yüzünü güldürme bayramıdır. Buzdolabı boş olan eve et girme sevincidir.
Eskiler, “Bereket paylaşınca artar.” derdi. Doğrudur.
Bir kurban eti bazen sofradan çok gönül doyurur.
Bugün ekonomik zorluklar yaşayan milyonlar var. Emekli zor durumda… Asgari ücretli zor durumda… Dar gelirli aileler pazara bile hesap yaparak gidiyor.
İşte tam da böyle dönemlerde bayramın manası daha büyüyor.
Çünkü kurban; “Ben tok olayım gerisi önemli değil” anlayışını reddeder.
İslam’ın kurduğu sosyal vicdanın en güçlü örneklerinden biridir.
Bir başka gerçek daha var…
Millet olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Dünyada savaşlar… Gazze’de akan kan… İslam coğrafyasındaki acılar… Ekonomik sıkıntılar… Toplumsal gerginlikler…
Böyle zamanlarda insanlar dua eder. Sadaka verir. Kurban keser.
Çünkü bu millet bilir ki: İnsanı ayakta tutan sadece maddi güç değildir. Manevi dayanıklılıktır.
Anadolu’da yeni bir araba alınca kurban kesilir. Yeni ev açılınca dua edilir. Yola çıkarken sadaka verilir.
Bu, bazılarının sandığı gibi bir gelenek kalıntısı değil; Allah’a sığınma hissidir. “Kaza bela bizden uzak olsun” duasıdır.
Ama burada önemli olan yine niyet…
Çünkü Allah şekle değil, kalbe bakar.
Kurban Bayramı bize şunu yeniden hatırlatıyor: Gerçek zenginlik, sahip olduklarımız değil; paylaşabildiklerimizdir.
Belki de bu bayram en çok şunu yapmalıyız: Küs olduklarımızı aramalıyız. Anne babanın elini öpmeliyiz. Yetimin başını okşamalıyız. Kapısı çalınmayan kapıları çalmalıyız.
Çünkü bayram, sadece takvimdeki dört gün değildir. Bayram, insanın içindeki merhametin yeniden ayağa kalkmasıdır.
Rabbim kesilen kurbanları kabul etsin. Milletimizi kazadan, beladan, afetten korusun. Sofralarımıza bereket, hanelerimize huzur versin.
Bayramımız mübarek olsun.