Kapısı açık bir parti... İçeride erken seçim sohbeti
Ankara'da siyasetin kalbi kimi zaman Meclis'te atar...
Kimi zaman da parti genel merkezlerinde.
Bu defa yolumuz Saadet Partisi Genel Merkezi'ne düştü.
Kapıdan içeri girdik.
Bir an durup etrafa baktım.
Ne uzun güvenlik koridorları...
Ne X-ray cihazları...
Ne metal dedektörleri...
Ne de "Bir dakika, nereye?" diyen görevliler...
Gelen giriyor.
Giden çıkıyor.
Kimisi mescide uğruyor.
Kimisi çay içmeye...
Kimisi derdini anlatmaya...
İnsanın aklına eski Türkiye geliyor.
Kapılar daha açıktı.
İnsanlar birbirine daha çok güvenirdi.
Koridorda Mustafa Yılmaz karşıladı.
Balıkesir İmam Hatip mezunu.
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirmiş.
Gazetecilikten geliyor.
Milli Gazete...
TV5...
Kalem de tutmuş, mikrofon da...
"Dul Kadının Oğulları", "Son Tanık" gibi kitaplara imza atmış.
Şimdi Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı...
Tanıtım, Medya ve İletişim'den sorumlu.
Çaylar geldi.
Söz dönüp dolaşıp siyasetin en sıcak başlığına geldi.
"Erken seçim..."
Mustafa Yılmaz hiç tereddüt etmedi.
"Erken seçim kaçınılmaz." dedi.
Ardından ekledi:
"AK Parti 25 yıllık iktidarın yorgunluğunu yaşıyor. Halktan uzaklaşma var. Ekonomide, dış politikada, eğitimde istikrar üretmekte zorlanıyor. Bu yüzden kendi başarısından çok muhalefetin dağınıklığına oynuyor."
Sonra ilginç bir cümle kurdu:
"Kontrol ettikleri medya, sermaye, siyaset ve yargı üzerinden muhalefeti baskılamaya çalışıyorlar. Bunda da belli ölçüde başarılı oldular."
"Seçim ne zaman?" diye sordum.
"Sayın Erdoğan zamanı iyi hesaplar." dedi.
Sonra şu değerlendirmeyi yaptı:
"Şartların en uygun olduğu günü bekliyor. Karar alındığında 45 gün içinde sandık milletin önüne gelir."
Gelelim aday meselesine...
Son günlerin en çok konuşulan konusu...
Mustafa Yılmaz bu konuda oldukça temkinli.
"Biz isimden önce program konuşuyoruz." diyor.
Devam ediyor:
"Sistemi değiştirmeden dünyanın en iyi ismini getirseniz de başarılı olamaz. Mesele sadece aday değil."
İsimler havada uçuşuyor...
İktidarda...
Muhalefette...
O ise farklı bakıyor.
"Türkiye 86 milyonluk ülke. Siyaseti iki üç isme mahkûm etmek doğru değil."
"Saadet Partisi'nin adayı kim?" diye soruyorum.
Gülümsüyor.
"Toplumun tanıdığı, dürüst, saygın, donanımlı çok isim var. Akademisyen de olabilir, siyaset dışından biri de..."
Ali Babacan ismini hatırlatıyorum.
"Gündeme geliyor..." diyorum.
Cevabı ölçülü:
"Sayın Genel Başkan'ın değerlendireceği bir konu. Bugünden bağlayıcı söz söylemek doğru olmaz."
Sonra siyasetin belki de en gerçekçi cümlesini kuruyor:
"Bu ülkede gökten Mehdi'yi indirseniz yine itiraz eden olur."
---
Genel merkezden ayrılırken aklımda iki şey kaldı.
Birincisi...
Kapıdaki güven...
İkincisi...
İçeride konuşulan siyaset dili.
Bugün siyasette herkes isimleri konuşuyor.
Kim aday olacak?
Kim kazanacak?
Kim kaybedecek?
Saadet Partisi ise en azından söyleminde farklı bir yerden bakıyor.
"Program..."
"Sistem..."
"Uzlaşma..."
Ne kadar karşılık bulur?
Bunu sandık günü gösterecek.
Ama şurası kesin...
Kapısı açık olan bir partide yapılan sohbetler, bazen siyasetin kapalı kapılar ardında konuşulanlarından daha çok şey anlatıyor.