İstanbul’da bir ziyaret ve Rizeli bir başkanın hikâyesi
Adli Tıp Kurumu…
Adını çoğu zaman bir olay olduğunda duyuyoruz.
Bir operasyon…
Bir şüphe…
Bir ölüm…
Bir DNA incelemesi…
Bir toksikoloji raporu…
Ve ardından gözler Adli Tıp Kurumu’na çevriliyor.
Oysa kurum, haber olduğunda görünür hale gelen bir yapı değil.
Her gün, binlerce dosyanın arkasında sessizce çalışan bir adalet kurumu.
Dün İstanbul’daki merkezinde Adli Tıp Kurumu Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hızır Aslıyüksek’i makamında ziyaret ettim.
Sohbetimizde yalnızca bugünü değil, kurumun geçmişini, çalışma sistemini ve geleceğe ilişkin hedeflerini de konuşma fırsatı bulduk.
Başkan Aslıyüksek, görüşmenin sonunda kurumun tarihini ve çalışmalarını anlatan kitabı da takdim etti.
Kitabı elime aldığımda, aslında ziyaret ettiğim yerin yalnızca bir kamu kurumu olmadığını bir kez daha düşündüm.
Burada yaklaşık iki asra yaklaşan bir adli tıp birikimi var.
1839’dan bugüne...
Hikâye 1839’da başlıyor.
II. Mahmut döneminde, Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de Tıbb-ı Kanuni, yani adli tıp dersleri verilmeye başlanıyor.
1857’de Sultan Abdülmecid döneminde tıbbi-adli işleri de kapsayan bir teşkilat kuruluyor.
1917’de Adliye Nezareti bünyesinde Tıbb-ı Adli Müessesesi ve Meclisi oluşturuluyor.
Cumhuriyet döneminde 1953 tarihli 6119 sayılı kanun…
1982’de 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu…
Bugünkü kurumsal yapı böyle şekilleniyor.
2006’da kurumun başkanlık binası Bahçelievler’e taşınıyor.
Bugün ise Türkiye’nin dört bir yanında adalet mekanizmasının ihtiyaç duyduğu bilimsel bilirkişilik hizmetini yürütüyor.
Makam odasında bir özgeçmiş
Başkan Hızır Aslıyüksek’in hikâyesi de dikkat çekici.
1973.
Rize’nin Ardeşen ilçesine bağlı Bayırcık köyü.
İlkokul Bayırcık ve Ardeşen’de.
Ortaokul ve lise Ardeşen’de.
1991’de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.
1997’de hekimlik.
Şişli ve Bayrampaşa belediyelerinde pratisyen hekimlik.
Marmara Üniversitesi’nde Sağlık Kurumları Yöneticiliği yüksek lisansı.
1999’da Adli Tıp Kurumu uzmanlık sınavı.
2003’te uzmanlık.
Malatya Grup Başkanlığı…
GATA’da askerlik…
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde başhekim yardımcılığı…
Üniversitelerde rektör danışmanlıkları…
2011’de Adli Tıp Kurumu Başkan Yardımcılığı.
Ve 29 Ocak 2022…
Cumhurbaşkanı kararıyla Adli Tıp Kurumu Başkanı.
2026 Mayıs’ında yeniden atandı.

Yani makam odasında oturan kişi yalnızca bir hekim değil.
Adli tıbbın farklı kademelerinde çalışmış, kurumun işleyişini içeriden bilen bir yönetici.
“Sessiz güç” demek yanlış olmaz
Adli Tıp Kurumu’nun büyüklüğünü anlamanın en iyi yolu rakamlara bakmak.
2024 yılında kurumda 901 bin 606 adli dosya incelendi.
28 bin 802 otopsi…
23 bin 704 ölü muayenesi…
467 bin 497 adli muayene…
147 bin 787 DNA incelemesi…
Ve toplam dosyaların yaklaşık yüzde 99’u raporlanarak ilgili mercilere ulaştırıldı.
2025’in ilk sekiz ayında sonuçlandırılan dosya sayısı da 615 bin 944.
Bu rakamlar, kurumun adalet sistemi açısından nasıl bir iş yükü taşıdığını anlatıyor.
Ama mesele yalnızca dosya sayısı değil.
Hız da adaletin bir parçası.
Bir raporun arkasında bir insan hikâyesi var
“Yargıda Hedef Süre” uygulaması bu nedenle önemli.
2024’te hedef sürelere uyum oranı yüzde 91’in üzerine çıkmış.
Gece vardiyası uygulaması da büyükşehirlerde yaygınlaştırılıyor.
Bunun teknik bir tarafı var.
Bir de insani tarafı.
Özellikle otopsi için şehir dışından gelen aileler…
Bir yanda yakınlarını kaybetmenin acısı.
Diğer yanda işlemlerin tamamlanmasını beklemek.
Süre kısaldığında yalnızca bir dosya hızlı kapanmıyor.
Bir ailenin bekleyişi de kısalıyor.
Anadolu’ya daha fazla hizmet
Ziyaretimizde konuştuğumuz başlıklardan biri de kurumun yaygınlaşması.
Grup başkanlıklarının artırılması hedefleniyor.
16 ilden 18 ile çıkılması planlanıyor.
2028’e kadar büyükşehirlerin tamamında hizmet verilmesi hedefleniyor.
Bu önemli.
Çünkü adli tıp hizmeti yalnızca merkezlerde değil, vatandaşa mümkün olduğunca yakın noktada sunulmalı.
İstanbul’da hazırlanan bilimsel bir rapor ile Anadolu’nun bir ilçesinde hazırlanan rapor arasında güven farkı olmamalı.
Kurumun hedefi de bu standardı ülke geneline yaymak.
Saç telinden DNA’ya
Kamuoyunun özellikle merak ettiği alanlardan biri toksikoloji.
Uyuşturucu ve yasaklı madde incelemeleri…
Kan…
İdrar…
Saç örnekleri…
Saç örneklerinden geriye dönük daha uzun süreli madde kullanımına ilişkin tespit yapılabilmesi, adli soruşturmalar açısından önemli bir teknik imkân.
DNA incelemeleri ise başka bir dünya.
Bir kimliğin belirlenmesi…
Bir kayıp kişinin bulunması…
Bir adli olayın aydınlatılması…
Bazen bir DNA profili, yıllardır cevapsız kalan bir sorunun cevabı olabiliyor.
Sadece bilirkişilik değil, eğitim de
Adli Tıp Kurumu aynı zamanda bir eğitim merkezi.
Asistan hekimlere uzmanlık eğitimi veriliyor.
Hâkim ve savcı adayları eğitimlerden geçiriliyor.
Üniversite öğrencileri uygulamalı çalışmalar yapıyor.
Bilimsel yayınlar hazırlanıyor.
Tezler yönetiliyor.
Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği destekli projelerde araştırmacı ve eğitmen olarak görevler yürütülüyor.
Başkan Aslıyüksek’in insan hakları hukuku ve adalet alanındaki eğitimleri de bu yaklaşımın bir parçası.
Çünkü adli tıp, yalnızca tıp bilimi değildir.
Hukukla iç içedir.
İnsan haklarıyla iç içedir.
Adalet duygusuyla iç içedir.
Deprem gerçeği
Türkiye bir deprem ülkesi.
Bunu acı tecrübelerle biliyoruz.
Afetlerde Adli Tıp Kurumu’nun üstlendiği görev de çok önemli.
Kimliklendirme…
Ölüm muayeneleri…
DNA çalışmaları…
Ailelerin yakınlarına ulaşması…
Bazen bir ismin belirlenmesi, bir ailenin yıllardır beklediği en önemli haber oluyor.
Bu nedenle kurumun afetlere hazırlığı da adalet sisteminin önemli parçalarından biri.
Ardeşen’den İstanbul’a
Başkan Aslıyüksek’i makamında ziyaret ederken, bir Rizeli hekimin kariyer yolculuğuna da yakından bakma fırsatım oldu.
Bayırcık köyünden başlayan yolculuk…
Ardeşen…
Cerrahpaşa…
Adli Tıp Kurumu…
Malatya…
İstanbul…
Başkan yardımcılığı…
Ve bugün başkanlık.
Başarı hikâyeleri bazen büyük cümlelerle anlatılır.
Oysa bazen bir köy okulundan başlayan eğitim yolculuğunun nereye ulaştığına bakmak yeterlidir.
Kitabın anlattığı büyük hikâye
Başkan Aslıyüksek’in ziyaret sırasında verdiği kurum kitabına tekrar dönelim.
Kitap, yalnızca bir kurumun tarihini anlatmıyor.
Aynı zamanda Türkiye’de adli tıbbın nasıl geliştiğini gösteriyor.
1839’dan 2026’ya uzanan bir çizgi.
İki asra yaklaşan bir kurumsal hafıza.
Bu hafızanın bugün modern laboratuvarlar, DNA teknolojisi, toksikoloji, otopsi hizmetleri ve bilimsel bilirkişilikle devam etmesi önemli.
Bir kurumun gücü yalnızca bugünkü yöneticisiyle ölçülmez.
Geçmişten aldığı mirasla…
Bugün oluşturduğu kapasiteyle…
Ve geleceğe bıraktığı sistemle ölçülür.
Adaletin görünmeyen tarafı
Adli Tıp Kurumu’nun yaptığı işlerin çoğu manşetlere çıkmaz.
Çıkmaması da normaldir.
Çünkü kurumun asıl görevi gündem olmak değil.
Adalete bilimsel veri sağlamak.
Bir rapor hazırlanır.
Dosyaya girer.
Hâkim önüne gelir.
Savcı değerlendirir.
Bazen bir kişinin suçsuzluğuna katkı sağlar.
Bazen bir suçun aydınlatılmasına.
Bazen bir ailenin yıllardır beklediği cevabı verir.
İşte bu nedenle Adli Tıp Kurumu’na “sessiz güç” demek mümkün.
Sessizdir.
Ama adaletin birçok dosyasında sesi vardır.
İstanbul’daki merkezde Başkan Hızır Aslıyüksek’le yaptığımız sohbetten ve kurumun tarihini anlatan kitabından geriye bende kalan en güçlü izlenim de bu oldu:
Adaletin görünmeyen tarafında, bilimin büyük bir emeği var.
Ve o emeğin başında bugün Rizeli bir hekim-yönetici bulunuyor.