Hükümlü için villa, devlet için hukuk sınavı

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara’da bazen bir binanın metrekareleri, devletin hukukla ilişkisini tartışmaya açar.

İmralı’daki yapı tartışması tam da böyle bir noktaya geldi.

Mesele artık yalnızca “Öcalan için villa mı yapılıyor?” sorusu değil.

Asıl soru çok daha ağır:

"PKK terör örgütü elebaşı ve terör suçlarından hükümlü Abdullah Öcalan için kanunda karşılığı olmayan özel bir uygulama mı hazırlanıyor?"

Ankara’da makam odalarında, Meclis kulislerinde, gazeteci masalarında konuşulan başlık bu.

Çünkü ortada yalnızca bir yapı iddiası yok.

Bir de “statü” tartışması var.

İDDİANIN MERKEZİNDE NE VAR?

Tartışma, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gazeteci Nagehan Alçı’ya aktardığı bilgilerle gündeme geldi.

Bahçeli’nin anlatımına göre İmralı’da iki katlı, bahçeli, ofis ve yaşam alanları bulunan bir yapı hazırlanıyor.

Ardından Şamil Tayyar’ın açıklamaları geldi.

Yaklaşık 250 metrekare kapalı alan…

Bunun yaklaşık iki katı büyüklüğünde bahçe…

Teknik altyapı…

Çalışma ofisi…

Yaşam alanı…

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan henüz bu yapıya yerleşmiş değil. Yapının kullanılma biçimi ve hukuki statüsü konusunda ise tartışma sürüyor.

İşte mesele burada büyüyor.

Terör suçlarından hükümlü bir kişi için yeni bir statü mü oluşturuluyor?

HUKUK KİŞİYE GÖRE DEĞİŞİR Mİ?

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun itirazı tam da bu noktada önem taşıyor.

Dervişoğlu, tartışmayı siyasi polemik olmaktan çıkarıp hukuk zeminine taşıyor.

Soru basit:

Kanunda bunun karşılığı var mı?

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti.

Anayasa’nın 2. maddesi bunu açıkça ortaya koyuyor.

10. madde ise kanun önünde eşitliği güvence altına alıyor.

İnfaz hukukunda da hükümlünün hakları, ziyaret şartları ve ceza infaz kurumlarının tabi olduğu kurallar belirlenmiş durumda.

O halde kişiye özel bir uygulama söz konusu olacaksa, bunun açık bir hukuki dayanağı bulunmalı.

Çünkü hukuk devletinde ölçü kişi değil, kanundur.

DEVLET Mİ ŞARTLARI BELİRLİYOR?

Tartışmanın en kritik noktası burası.

PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş bir hükümlü.

Devletin onunla ilgili bütün işlemleri de hukuk ve infaz mevzuatı içinde yürütülmek zorunda.

Eğer mevcut koşullar yeterli bulunmuyor, yeni koşullar talep ediliyor ve bu talepler doğrultusunda fiziki düzenleme yapılıyorsa şu soru kaçınılmaz:

Devlet mi hükümlünün koşullarını belirliyor, yoksa hükümlü mü devletin koşullarını belirliyor?

Bence tartışmanın düğüm noktası burada.

Mesele yalnızca Abdullah Öcalan değil.

Mesele devletin hukuk karşısındaki konumu.

Çünkü bugün bir hükümlü için yapılan uygulamanın hukuki gerekçesi, yarın başka bir hükümlü için de sorulacaktır.

MECLİS KULİSİNDE BAŞKA, VİCDANDA BAŞKA SORU

Türkiye’nin terörden kurtulması elbette önemli.

Silahların susması önemli.

Terör örgütünün tasfiye edilmesi önemli.

Ancak hedef kadar yöntem de önemli.

Çünkü Türkiye terörle mücadelede ağır bedeller ödedi.

Şehitler verdi.

Gaziler verdi.

Yetim kalan çocuklar oldu.

Evladını toprağa veren anneler oldu.

Bu nedenle Ankara’da atılan her adım sadece siyasi sonuçlarıyla değil, toplumun vicdanında oluşturduğu karşılıkla da değerlendirilmek zorunda.

ŞEHİT AİLESİ BU HABERİ NASIL OKUR?

Bir şehit annesini düşünün.

Oğlu toprağın altında.

Yıllardır evladının acısıyla yaşıyor.

Belki ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor.

Belki oğlunun odasına hâlâ dokunamıyor.

Sonra televizyonu açıyor.

Karşısına şu haber geliyor:

“PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için 250 metrekarelik yaşam ve çalışma alanı…”

İşte hukuk tartışmasının yanına vicdan geliyor.

Şehit ailesinin vicdanı.

Milletin vicdanı.

Devletin hafızası.

Kamuoyunda yükselen “Şehide harabe, Öcalan’a villa” tepkisini de bu duygudan bağımsız düşünmek mümkün değil.

Devlet bu tepkiyi küçümsememeli.

Neden ortaya çıktığını anlamalı.

Çünkü şehide vefa yalnızca törenlerde söylenen sözlerle ölçülmez.

Devlete duyulan güvenle ölçülür.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE, HUKUKSUZ TÜRKİYE DEĞİLDİR

Terörsüz Türkiye hedefi önemlidir.

Ancak hiçbir siyasi hedef hukukun üzerinde değildir.

Barış adına hukuk esnetilirse, bugün açılan kapının yarın nerede duracağını kimse kestiremez.

İstisna kalıcı hale gelirse, hukuk düzeni yara alır.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey açıktır:

Terörü bitirirken hukuk devletini güçlendirmek.

Barış ile adalet birbirinin alternatifi değildir.

Tam tersine, kalıcı barışın zemini adalettir.

DEVLET AÇIK KONUŞMALI

Bu nedenle kamuoyunun soruları cevapsız bırakılmamalı.

İmralı’da nasıl bir yapı yapılıyor?

Kim kullanacak?

Maliyeti ne?

Hangi mevzuata dayanıyor?

Yaşam alanı mı?

Çalışma alanı mı?

Güvenlik gerekçesi nedir?

PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın statüsünde herhangi bir değişiklik olacak mı?

Olacaksa bunun hukuki dayanağı nedir?

Bunlar açıkça anlatılmalı.

Çünkü belirsizlik söylentiyi büyütür.

Devletin şeffaflığı ise söylentinin panzehiridir.

MESELE 250 METREKARE DEĞİL

Ankara’da bazen bir bina üzerinden devletin geleceği tartışılır.

İmralı’daki yapı tartışması da böyle.

Mesele 250 metrekare değil.

Mesele bahçe değil.

Mesele ofis değil.

Mesele hukuk.

Mesele eşitlik.

Mesele devlet ciddiyeti.

Ve en önemlisi…

Şehitlerin hatırası.

PKK terör örgütü elebaşı ve terör suçlarından hükümlü Abdullah Öcalan için yapılacağı kamuoyuna yansıyan yapı konusunda devletin açık ve hukuki bir açıklama yapması gerekir.

Milletin devletten beklediği ayrıcalık değil.

Açıklık.

Hukuk.

Adalet.

Çünkü bu ülkede hiçbir hükümlü, devletin üzerinde bir konuma getirilemez.

Barış gelecekse hukukla gelsin.

Terörsüz Türkiye kurulacaksa adaletle kurulsun.

Şehitlerin emaneti korunacaksa devletin hafızası diri tutulsun.

Çünkü devletin büyüklüğü, bir hükümlüye ne kadar geniş bir yaşam alanı açabildiğiyle değil;

hukuku ne kadar güçlü uygulayabildiğiyle ölçülür.