Halep’ten terör temizlendi: Terörsüz Suriye, Terörsüz Türkiye’nin eşiğinde

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Suriye sahasında uzun süredir beklenen kırılma nihayet gerçekleşti. Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri, terör örgütü SDG/PKK’nın işgalinden tamamen temizlendi. Ocak 2026’nın ilk günlerinde başlayan çatışmalar, 10–11 Ocak itibarıyla terör örgütünün son unsurlarının Fırat’ın doğusuna tahliye edilmesiyle sona erdi. Suriye ordusu, Halep’i resmen “terörden arındırılmış” ilan etti.

Bu gelişme, yalnızca bir şehir operasyonu değil; Suriye iç savaşının seyri, Türkiye’nin milli güvenliği ve bölgesel güç dengeleri açısından stratejik bir kırılma anıdır.

HALEP’TE NELER OLDU, NE DEĞİŞTİ?

Suriye ordusunun kararlı operasyonlarıyla, terör örgütü SDG/PKK’nın Halep içindeki tüm askeri ve lojistik varlığı tasfiye edildi. Şeyh Maksud başta olmak üzere örgütün kontrol ettiği mahallelerde siviller tahliye edildi, güvenlik güçleri konuşlandırıldı ve devlet otoritesi yeniden tesis edildi.

Ancak sahadaki tablo tamamen durağan değil. Deyr Hafir–Meskene hattında gerilim sürüyor. 16 Ocak itibarıyla Suriye ordusu, Fırat’ın batısındaki terör örgütü SDG/PKK mevzilerini ateş altına aldı ve sivillere açık tahliye çağrısı yaptı. Örgütün çekilmeye yönelik açıklamaları memnuniyetle karşılanırken, fiili durum bu sürecin zorunlu bir tasfiye olduğunu gösteriyor.

Bölgede terör örgütü elebaşılarından Fehman Hüseyin (kod adı Bahoz Erdal) gibi isimlerin bulunduğuna dair raporlar, Halep’teki direnişin neden bu denli sert yaşandığını da açıklıyor. İran yapımı dronlar, ağır silahlar ve sivil alanların askeri amaçlarla kullanılması, terör örgütünün klasik vekil yapı reflekslerini bir kez daha ortaya koydu.

KÜRT HAKLARI KARARNAMESİ: TERÖR ÖRGÜTÜNÜN MASKESİ DÜŞTÜ

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın yayımladığı kararname, sürecin siyasi zeminini kökten değiştirdi. Kürt vatandaşların kültürel ve anayasal haklarını güvence altına alan bu düzenleme; Kürtçe’nin resmi kullanım hakkı, ayrımcı yasaların kaldırılması ve Newroz’un resmi tatil ilan edilmesi gibi maddelerle tarihi bir adım niteliği taşıyor.

Bu kararnameyle birlikte, terör örgütü SDG/PKK’nın yıllardır sürdürdüğü “Kürtlerin temsilcisi” iddiası fiilen çöktü. Ortada artık bir etnik hak meselesi değil; Kandil merkezli, dış bağlantılı bir terör örgütünün Suriye’deki varlığı bulunuyor. Şara’nın net ifadeleri bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor:
“SDG’nin sorunu çok başlı olması ve askeri kararlarının doğrudan PKK terör örgütüne bağlı olmasıdır.”

Bu tespit, sahadaki çatışmadan çok daha derin bir siyasi teşhistir.

10 MART MUTABAKATI NEDEN ÇÖKTÜ?

Mart 2025’te imzalanan 10 Mart Mutabakatı, terör örgütü SDG/PKK’nın Suriye ordusuna entegre edilmesini, silahlarını teslim etmesini ve petrol sahaları ile sınır kapılarını merkezi yönetime devretmesini öngörüyordu. Ancak terör örgütü, kendi silahlı yapısını muhafaza etmeye çalışarak özerk statü talebinde ısrar etti ve mutabakatı sabote etti.

İhlalin sonuçları ağır oldu:

– Halep’te siviller canlı kalkan olarak kullanıldı.
– Hastaneler terör örgütü karargâhına çevrildi.
– Köprüler yıkıldı, su kaynakları kesildi.
– İran yapımı dronlarla sivil yerleşimler hedef alındı.

Bu tablo, terör örgütü SDG/PKK’nın yerel bir yapı değil; ABD ve İran etkileriyle şekillenen bir vekil güç olduğunu açık biçimde ortaya koydu. Mutabakatın çökmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit ederken, İsrail gibi aktörlerin de sahada daha rahat hareket etmesine zemin hazırladı.

TÜRKİYE AÇISINDAN ANLAMI: TERÖRSÜZ TÜRKİYE VİZYONU

Halep’te terör örgütünden arındırma süreci, Türkiye açısından tarihi bir eşiktir. Terör örgütü PKK/SDG, güney sınırımız boyunca yaklaşık 910 kilometrelik bir tehdit hattı oluşturmaktaydı. ABD’nin terör örgütüne sağladığı mali ve askeri destek bu yapının ömrünü uzattı; ancak sahadaki gerçeklik değişti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “SDG’nin niyet sorunu var” açıklaması, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in “tek devlet, tek ordu” vurgusu ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın çok boyutlu diplomatik trafiği, Ankara’nın terörle mücadeledeki kararlılığını net biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye açısından mesele yalnızca sınır güvenliği değildir; etnik fay hatları üzerinden dizayn edilen terör örgütü yapılanmalarının tasfiyesidir. Kürt, Arap ve Türkmen halkları karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bu yapıların dağıtılması, kalıcı istikrarın ön şartıdır.

2026: TERÖR ÖRGÜTLERİ AÇISINDAN SONUN BAŞLANGICI OLABİLİR

Halep’te elde edilen başarı, kısa vadeli bir kazanımdır; asıl mücadele Fırat’ın doğusunda sürecektir. Terör örgütü SDG/PKK’nın petrol sahalarına ve silahlı özerk yapıya tutunma çabası devam ettikçe, Suriye ordusu ve Türkiye’nin ortak baskısı artacaktır. ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler sürse de Kandil’deki terör örgütü elebaşılarının talimatları süreci sabote etmektedir.

Bu durum, askeri seçeneği her geçen gün daha meşru ve kaçınılmaz hâle getiriyor.

Ancak kritik nokta şudur: Kürt halkıyla doğrudan temas, terör örgütünü devre dışı bırakan bir siyasi zemini güçlendirmektedir. Silahlı terör örgütleri değil, halkların muhatap alındığı bir düzen; Suriye’nin yeniden inşasını ve Türkiye’nin bölgesel ağırlığını artıracaktır.

Sonuç olarak:

Halep’te terör örgütünden arındırılan alanlar, yalnızca askeri bir başarı değil; terörsüz bir Suriye’nin, terörsüz Türkiye hedefinin kapısını aralayan stratejik bir kazanımdır. Bu tarihi fırsat doğru okunur ve kararlılıkla sürdürülürse, 2026 bölge açısından terör örgütlerinin tasfiye yılı olabilir. Milli irade, sahada da masada da artık belirleyici konumdadır.