Fıkra mı, linç mi, şiddet mi?

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara'da bazen bir cümle günlerce konuşulur.

Bazen söylenen söz değil, verilen tepki tartışmanın merkezine oturur.

Son günlerde yaşanan Rahmi Koç tartışması da biraz böyle.

İzmir'de bir hastane açılışı...

Salonda siyasetçiler, iş insanları, davetliler...

Sohbet sırasında anlatılan bir fıkra.

Ve ardından kopan fırtına.

---

Rahmi Koç'un anlattığı fıkra yeni değil.

Bu ülkenin yıllardır bildiği, farklı versiyonlarıyla anlatılan klasik bir mizah hikâyesi.

Fıkranın kahramanı bir Kürt kadın.

Doktor muayene için "Soyunun" diyor.

Kadın ise "Önce sen soyun" diye cevap veriyor.

Gülüp geçilecek bir fıkra mı?

Yoksa toplumsal infial çıkaracak bir olay mı?

Tartışma tam da burada başladı.


Biraz hafızamızı yoklayalım.

Bu ülkede kaç kuşak Temel fıkralarıyla büyüdü?

Kaç kuşak Fadime'ye güldü?

Kaç kahvehanede Dursun anlatıldı?

Karadeniz insanı yıllarca mizahın başrolünde yer aldı.

Televizyonlarda...

Gazetelerde...

Sahnelerde...

Aile sohbetlerinde...

Temel vardı.

Fadime vardı.

Dursun vardı.

Kimse kalkıp da bunu Karadenizlilere karşı organize bir düşmanlık olarak yorumlamadı.

Çünkü toplum bunu mizah kültürünün bir parçası olarak gördü.

Bugün ise benzer bir fıkra üzerinden ülke günlerdir tartışıyor.

İşte insan burada durup düşünüyor.

Değişen ne?


Tepkiler büyüdü.

Eleştiriler geldi.

Sosyal medya ayağa kalktı.

Rahmi Koç özür diledi.

Kimseyi incitmek istemediğini açıkladı.

Normal şartlarda tartışmanın burada sona ermesi beklenirdi.

Ama öyle olmadı.

---

Boykot çağrıları başladı.

Ticari ilişkilerin gözden geçirileceği açıklandı.

Sonra daha da vahim gelişmeler yaşandı.

Koç Grubu'na bağlı bazı tesisler ve iş yerleri silahlı saldırıların hedefi oldu.

Kurşunlanan binalar...

Kırılan camlar...

Tedirgin edilen çalışanlar...

Endişe duyan aileler...

Şimdi soralım.

Bir fıkraya kızılabilir mi?

Elbette.

Bir açıklama eleştirilebilir mi?

Elbette.

Peki şiddetin devreye girmesi nasıl izah edilecek?


Türkiye bir hukuk devletidir.

Bir söz suç oluşturuyorsa karar verecek yer sosyal medya değil, mahkemelerdir.

Bir açıklama yanlış bulunuyorsa cevap verecek yer kurşun değil, hukuk ve demokratik tepkidir.

Aksi halde hepimizin itiraz ettiği linç kültürünün parçası oluruz.


Koç Topluluğu Türkiye'nin en büyük ekonomik yapılarından biri.

Yüz binlerce insan doğrudan ya da dolaylı olarak bu yapıdan ekmek yiyor.

İçlerinde Türk de var.

Kürt de var.

Laz da var.

Çerkez de var.

Bu ülkenin her renginden insan var.

Aynı fabrikada çalışıyorlar.

Aynı maaşla evlerine ekmek götürüyorlar.

Aynı hedef için üretim yapıyorlar.

Şimdi soralım.

Bir fıkranın bedelini neden çalışanlar ödesin?

Bir tartışmanın faturası neden ekonomiye kesilsin?


Türkiye çok badireler atlattı.

Kardeşliğini koruyarak ayakta kaldı.

Farklılıklarını çatışma sebebi değil, zenginlik olarak gördüğü zaman güçlendi.

Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey aynı.

Daha fazla sağduyu.

Daha fazla aklıselim.

Daha fazla hukuk.


Rahmi Koç'un anlattığı fıkra eleştirilebilir.

Yanlış bulunabilir.

Nitekim kendisi de özür dilemiştir.

Ancak özürden sonra devam eden linç dili, hedef göstermeler ve şiddet görüntüleri üzerinde ayrıca düşünmek gerekir.

Çünkü bir ülkede mizah konuşulurken kurşunlar konuşmaya başlıyorsa, orada asıl tartışılması gereken şey fıkranın kendisi değil, toplumsal tahammül sınırlarımızdır.

Son söz...

Bir fıkraya karşılık başka bir söz söylenebilir.

Bir eleştiriye karşılık başka bir eleştiri getirilebilir.

Ama kurşun hiçbir zaman cevap değildir.

Türkiye'nin ihtiyacı kavga değil.

Birlikte yaşama iradesidir.

Birlikte üretme kararlılığıdır.

Ve her şeyden önemlisi...

Birbirimizi dinleyebilme olgunluğudur.