Diploma var, meslek yok: 104 bin gencin sessiz çığlığı

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda görüşülen öğrenci affı teklifi, ilk bakışta eğitim sistemimizin kronik sorunlarına çözüm üretme iddiası taşıyor. AK Parti tarafından hazırlanan ve 25 maddeden oluşan torba düzenleme; azami öğrenim süresini aşan, sağlık sorunları yaşayan, ailesel kayıplar veya ekonomik nedenlerle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan öğrencilere “ikinci bir şans” sunmayı hedefliyor.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın da desteklediği düzenleme, belgelenmiş mazeretleri olan öğrencileri kapsıyor. Ancak tıp fakültelerinin kapsam dışı bırakılması, daha baştan eşitlik ilkesine gölge düşürüyor. Eğitim hakkının fakültelere göre ayrıştırılması, affın ruhuyla çelişiyor.

Ocak 2026’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulan taslağın, son değerlendirmelerin ardından şubat ayında Meclis Genel Kurulu’na gelmesi bekleniyor. Kabul edilmesi halinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek ve binlerce gence üniversite kapısını yeniden aralayacak. Yurt içinde eğitimini tamamlayamayanlara umut olan bu düzenleme, ne yazık ki yurt dışında eğitimini tamamlamış on binlerce genci görmezden geliyor.

İşte tam da burada büyük bir çelişkiyle karşı karşıyayız.

YÖK, eğitimini yarıda bırakanlara af kapısını aralarken; yurt dışında eğitimini tamamlayıp diplomasını alarak ülkesine dönen gençlere bürokratik duvarlar örmeye devam ediyor. Bu tablo, adalet terazisinin açık biçimde bozulduğunu gösteriyor.

104 BİN DENKLİK MAĞDURU VE GÖRMEZDEN GELİNEN HAK

Resmi rakamlara göre sayıları 104 bine ulaşan denklik mağdurları, anayasal eğitim ve çalışma haklarını savunuyor. YÖK tarafından verilen Mezuniyet Tanıma Belgesi’ne sahip olmalarına rağmen denklik alamayan bu gençler, özellikle hukuk, mühendislik ve sağlık alanlarında mesleklerini icra edemiyor. Avukatlık stajını tamamlamış hukuk mezunlarının dahi baroya kabul edilmemesi, sistemdeki çarpıklığı gözler önüne seriyor.

Bu durum yalnızca Anayasa’nın eşitlik ilkesine değil, Türkiye’nin 1997 yılında imzaladığı Lizbon Tanıma Sözleşmesi’ne de açıkça aykırı. Sözleşme, tanınan üniversitelerden mezun olanlara eşit muamele yapılmasını zorunlu kılıyor. Buna rağmen YÖK’ün yönetmelikleri, uluslararası yükümlülükleri fiilen askıya alıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin bazı kararlarında denklik uygulamalarının hak ihlali oluşturduğuna dikkat çekilmişken, bu kararların neden sistematik bir değişime dönüşmediği sorusu hâlâ cevapsız.

ŞEFFAFLIK SORUNU VE ADAM KAYIRMA İDDİALARI

Denklik süreçlerinde belirli kişi ve gruplara ayrıcalık tanındığı yönündeki iddialar, kamuoyunda ciddi bir güven bunalımı yaratıyor. Geriye dönük yönetmelikler, tutarsız kararlar ve rüşvet söylentileri, YÖK’ün şeffaflığını sorgulanır hale getiriyor. Sahte diploma skandallarıyla mücadele edilirken, meşru ve belgeli mezunların da aynı sepete konulması kabul edilemez.

Sonuç ortada: Doktorlar, mühendisler, öğretmenler işsiz; beyin göçü ise hız kesmeden devam ediyor.

BİR UMUT KAPISI: MECLİS VE KOMİSYON

MHP Mersin Milletvekili Dr. Levent Uysal’ın girişimleri bu noktada kritik bir önem taşıyor. Şubat 2025’te sunduğu teklifin komisyon gündemine taşınması, Diploma Denklik Mağdurları Derneği ile yapılan görüşmeler ve denklik sorununun af kapsamına alınması yönündeki ısrarı, mağdurlar için önemli bir umut kaynağı.

Komisyon Başkanı Prof. Dr. Ayşen Gürcan ve Başkan Vekili Prof. Dr. İlyas Topsakal başta olmak üzere, komisyon üyeleri önlerinde tarihi bir fırsat bulunduruyor. Bu düzenleme, yalnızca yarım kalmış eğitimleri değil; yarım bırakılmış hayatları da tamamlayabilir.

AÇIK ÇAĞRI

Buradan Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nun tüm üyelerine açık bir çağrı yapmak gerekiyor:

Taslağı genişletin. Lizbon Tanıma Sözleşmesi’ni uygulayın. Anayasal hakları koruyun. Denklik süreçlerini şeffaflaştırın ve adam kayırma iddialarını ortadan kaldırın.

Yurt içinde eğitim affı nasıl bir hak olarak görülüyorsa, yurt dışında eğitimini tamamlamış gençler için de aynı kapı açılmalıdır. Eğitimde eşitlik bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur.

Şubat ayında Genel Kurul’a gelecek bu teklif, denklik sorunu çözülürse gerçek anlamda bir reform olur. Aksi halde, eksik ve yarım kalmış bir düzenleme olarak tarihe geçer.

Gençler bekliyor.
Türkiye’nin geleceği, onların emeği ve umuduyla yükselecek.

Eğitim YÖK TBMM AK Parti Recep Tayyip Erdoğan Anayasa Mahkemesi