CHP’nin kapısındaki barikat... Mahmut Tanal’ın gözyaşları ne anlatıyor?

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara’nın siyasi hafızası güçlüdür…
Bazı görüntüler vardır; bir gün yaşanır ama yıllarca unutulmaz.

24 Mayıs 2026’da CHP Genel Merkezi önünde yaşananlar da öyle oldu.

Kapıya yığılan eşyalar…
Kurulan barikatlar…
Çatıya çıkan milletvekili…
Hortum görüntüleri…
Polisle karşı karşıya gelen partililer…
Ve kameralar önünde gözyaşlarına boğulan Mahmut Tanal…

Türkiye’nin en köklü partisinin genel merkezi önünde yaşanan bu tablo, sıradan bir parti içi tartışmanın çok ötesindeydi.
Bu, aynı zamanda bir siyasi kültür kriziydi.


Devletle Kavga mı, Hukukla Mücadele mi?

Mesele sadece bir mahkeme kararı değildi.
Asıl mesele, o karara karşı verilen görüntüydü.

Türk siyaseti çok daha ağır krizler gördü.
Partiler kapatıldı…
Liderler yasaklandı…
Başbakanlar görevden uzaklaştırıldı…

Ama dikkat edin…

Türkiye’de en sert dönemlerde bile birçok siyasetçi devlete karşı fiziki direniş görüntüsü vermemeye özen gösterdi.

Merhum Necmettin Erbakan…

16 Ocak 1998’de Refah Partisi kapatıldı. Kararı içine sindirmedi ama parti binasına kapanıp direniş çağrısı yapmadı. Çıkıp şu tarihi cümleyi kurdu:

“Bu karar tarihin akışı içerisinde basit bir noktadır.”

Ardından yoluna devam etti.

22 Haziran 2001’de Fazilet Partisi kapatıldığında da Recai Kutan ve arkadaşları kapıya barikat kurmadı. Hukuki itirazlarını yaptılar ama devlete karşı fiziki direnç görüntüsü vermediler.

12 Eylül Sabahı: Demirel, Ecevit ve Türkeş’in Tavrı

12 Eylül 1980 sabahı Türkiye bir darbeye uyandı.

Süleyman Demirel görevdeki Başbakandı.
Bülent Ecevit ana muhalefetin lideriydi.
Alparslan Türkeş ise ülkenin en güçlü siyasi figürlerinden biriydi.

Üçü de darbeye karşıydı.
Üçü de yaşananları içine sindirmedi.

Ama hiçbiri kapıya barikat kurmadı.
Hiçbiri “teslim olmayacağız” görüntüsü vermedi.
Hiçbiri devlet gücüyle sokak sokak çatışma görüntüsüne yol açacak bir tutum sergilemedi.

Demirel, asker kapısına geldiğinde sürgüne kendi ayaklarıyla gitti.
Ecevit ev hapsine ve siyasi yasaklara rağmen vakarını korudu.
Türkeş gözaltına alındı, yıllarca ağır bedeller ödedi ama devlet otoritesine karşı fiziki direniş görüntüsü vermedi.

Çünkü eski siyasetçiler şunu bilirdi:

Devletle mücadele edilir ama devlet görüntüsüyle kavga edilmez.

Bugünkü CHP tablosunda ise tam tersine bir görüntü ortaya çıktı.

Kapılar tutuluyor…
Eşyalar yığılıyor…
Mahkeme kararına rağmen bina boşaltılmıyor…
Polis müdahalesi gündeme geliyor…

Ve bir milletvekili, kameraların önünde hüngür hüngür ağlıyor.

Mahmut Tanal’ın Gözyaşları: Samimiyet mi, Acziyet mi?

Siyasette duygu vardır.
“Baba ocağı” söylemi de siyasetin duygusal damarına hitap eder.

CHP tabanının bir kısmı Mahmut Tanal’ın gözyaşlarını “sadakat” ve “partiye bağlılık” olarak okuyabilir.

Ama siyasetin başka bir gerçeği daha vardır:

Kararsız seçmen duyguya değil, görüntüye bakar.

Ve orada görülen şey, birçok insan için dirayet değil; kontrol kaybıydı.

Millet şu soruyu sorar:

“Milletvekili böyle dağılıyorsa, ülke yönetiminde ne olur?”

Sert bir soru…
Ama siyasetin doğasında var.

Çünkü seçmen kriz anında öfkeye değil, soğukkanlılığa bakar.


CHP Kendi Krizini Kendi Üretti

Bugün yaşananların temelinde yalnızca mahkeme kararı yok.

2023 kurultayındaki usulsüzlük iddiaları yıllardır konuşuluyordu.
“Delegelere para dağıtıldı” iddiaları gündemden düşmedi.
Davalar açıldı.
İtirazlar büyüdü.

Ve sonunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi “mutlak butlan” kararı verdi.

Yani bugünkü kavganın zemini, CHP’nin kendi içindeki tartışmalarla oluştu.

Sonrasında ise siyasi kriz hukuk zemininden çıktı, sokak görüntüsüne dönüştü.

Özgür Özel cephesi bunu “yargı darbesi” olarak tanımlıyor.
Kılıçdaroğlu cephesi ise “hukuki meşruiyet” vurgusu yapıyor.

Ama vatandaş başka yere bakıyor.

Vatandaş şunu görüyor:

Muhalefetin en büyük partisi kendi içinde kavga ediyor.
Hem de herkesin gözünün önünde.


Siyasette Barikat Kurmak Kazandırmaz

Türkiye’de seçmen istikrar ister.
Kriz yöneten siyasetçi görmek ister.
Kapıya barikat kuran değil.

Bugün CHP’nin önündeki mesele yalnızca genel başkanlık kavgası değil.
Aynı zamanda devletle ilişki kurma biçimi, hukuk anlayışı ve kurumsal akıl meselesidir.

Çünkü bugün muhalefetteyken mahkeme kararını tanımayan bir siyasetçinin, yarın iktidara geldiğinde hangi hukuk anlayışını savunacağı da doğal olarak sorgulanır.

Mahmut Tanal’ın gözyaşları belki birkaç gün sonra kurur.

Ama o görüntüler uzun süre hafızalarda kalacak.

Çünkü siyaset bazen kürsüde değil, tek bir karede kaybeder.

Ve Ankara’da bugün en çok konuşulan soru şu:

“İktidara talip bir parti, kendi binasındaki krizi yönetemiyorsa, ülkeyi nasıl yönetecek?”