CHP’de kritik kavşak… Hukuk mu, siyaset mi?

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara’da hava ağır… Sadece CHP Genel Merkezi’nde değil, siyaset kulislerinin tamamında aynı soru konuşuluyor:

“Bu kriz nasıl bitecek?”

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararı, artık sıradan bir parti içi tartışmanın çok ötesine geçti. Çünkü mesele sadece bir kurultay meselesi değil; hukuk devleti, siyasi meşruiyet ve liderlik anlayışı tartışmasına dönüştü.

Mahkeme… Özgür Özel yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırdı. Kemal Kılıçdaroğlu ve önceki yönetimi yeniden göreve döndürdü.

Kararı beğenebilirsiniz… Beğenmeyebilirsiniz… Yanlış da bulabilirsiniz…

Ama hukuk devletinde esas olan, kararı sokakta değil hukuk içinde tartışmaktır.

İtiraz edilir. Üst mahkemeye gidilir. Mücadele verilir.

Ama “tanımıyorum” dili başka bir kapıyı aralar.

İşte Türkiye’nin en hassas noktası da tam burada başlıyor.

Çünkü bugün muhalefetteyken mahkeme kararını tanımayan bir siyasetçinin, yarın iktidara geldiğinde hangi hukuk anlayışını savunacağı doğal olarak sorgulanır.

Bu soru önemlidir.

Zira demokrasi sadece seçim kazanınca hukuk istemek değildir. Asıl demokrasi, hoşunuza gitmeyen kararlarla karşılaştığınızda gösterdiğiniz tavırda ortaya çıkar.

Devlet dediğiniz yapı, kişilere göre çalışan bir mekanizma değildir. Eğer herkes yalnızca işine gelen mahkeme kararını kabul ederse, o zaman hukuk düzeni değil güç düzeni oluşur.

CHP’nin yıllardır Türkiye’ye verdiği en temel mesajlardan biri “hukukun üstünlüğü” oldu. Şimdi kamuoyu doğal olarak şunu soruyor:

“Hukukun üstünlüğü sadece sizin lehinize olduğunda mı geçerli?”

Özgür Özel’in sert çıkışları, tabanı diri tutabilir. Meydanlarda alkış da alabilir.

Ama devlet yönetimi sadece meydan diliyle yapılmaz.

Bazen tansiyonu düşürmek… Kurumu korumak… Ve partiyi çatışmanın dışına çekmek gerekir.

İşte tam burada Kemal Kılıçdaroğlu’nun tavrı dikkat çekiyor.

Sessiz ama kontrollü… Sert ama yıkıcı olmayan bir çizgi…

Yılların siyasetçisi olduğu belli oluyor.

Çünkü Ankara’da eski siyasetçiler hep şunu söyler:

“Kriz anında öfkesini yöneten lider ayakta kalır.”

Kılıçdaroğlu bugün aslında tam olarak bunu yapıyor. Partiyi sokak psikolojisine teslim etmeden, süreci hukuk zemininde tutmaya çalışıyor.

Bu kolay değil.

Çünkü CHP’nin içinde de ciddi bir gerilim var. Bir taraf bunu siyasi operasyon görüyor. Diğer taraf ise parti içi hukukun sonucu olarak değerlendiriyor.

Ama böylesi dönemlerde liderin görevi yangına benzin dökmek değil, partiyi ayakta tutmaktır.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatı krizlerle geçti. Kaset operasyonları sonrası gelen süreç… Parti içi muhalefet… İttifak pazarlıkları… Ağır seçim atmosferleri…

Kolay dönemler yaşamadı.

Belki seçim kaybetti… Ama CHP’yi dağıtmadı.

Bugün partinin Türkiye’nin farklı kesimlerinden oy alabilen bir yapıya dönüşmesinde onun siyaset tarzının önemli etkisi oldu. Sağ seçmene açılım yapılması, muhafazakâr kesimle temas kurulması ve farklı ideolojik yapıların aynı masa etrafında buluşabilmesi küçümsenecek işler değildi.

Şimdi önünde yeni bir sorumluluk var.

Partiyi yeniden sakinleştirmek… Gerilimi düşürmek… Ve CHP’yi yeniden demokratik zemine taşımak…

Gerçek liderlik bazen seçim kazanmaktan önce, kriz anında partiyi ayakta tutabilmektir.

Bugün CHP’nin ihtiyacı slogan değil sağduyu… Öfke değil akıl… Kavga değil toparlanma…

Çünkü Türkiye’nin gündemi zaten ağır.

Ekonomi sıkıntılı… Vatandaş geçim derdinde… Gençler umutsuz…

Ana muhalefetin günlerdir kendi içinde kilitlenmesi ise toplumda başka bir hayal kırıklığı oluşturuyor.

İnsanlar kavga eden değil, çözüm üreten bir siyaset görmek istiyor.

Ve siyaset tarihinde bazen en büyük güç, bağırmak değil devlet ciddiyetini koruyabilmektir.

Kemal Kılıçdaroğlu Özgür Özel CHP Siyaset