Bir milletin onuru, terörün gölgesi! Şehitlerimizin aziz hatırasına…

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Son günlerde İmralı’dan aktarılan bazı ifadeler yeniden tartışma konusu oldu. Terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın, ziyaretler üzerinden kamuoyuna yansıyan “Benim statüm aynı zamanda Kürtlerin statüsüdür” ve “Benim buradan çıkışım halkın çıkışıdır” sözleri, siyasi zeminde yeni bir tartışma başlığı açtı.

Bu söylem, ilk bakışta bir kişisel hukuki durumun kolektif kimlikle özdeşleştirilmesi girişimi olarak okunuyor. Oysa bir halkın tarihi, kimliği ve geleceği; ağır suçlardan hüküm giymiş bir örgüt liderinin statüsüne indirgenemez. Böyle bir yaklaşım, hem sosyolojik gerçeklikle hem de siyasal temsil ilkeleriyle bağdaşmaz.

Temsil Meselesi

Türkiye’de milyonlarca Kürt vatandaş, hayatın her alanında aktif ve üretken bir şekilde yer alıyor. Akademide, iş dünyasında, siyasette, sanatta ve bürokraside önemli sorumluluklar üstleniyorlar. Demokratik sistem içinde hak arama yolları açıkken, silahlı bir örgütün liderini bir halkın kaderiyle eşitlemek; temsiliyet iddiasından çok, bir siyasal mühendislik çabasını çağrıştırıyor.

Temsil, meşruiyetle mümkündür. Meşruiyet ise sandıkla, hukukla ve toplumsal rızayla sağlanır; silahla değil.

Hukuk ve Sorumluluk

İmralı’daki hükümlülük, etnik bir kimliğin değil; işlenmiş suçların sonucudur. Hukuk devleti ilkesinde bireysel sorumluluk esastır. Suç şahsidir. Bu temel prensibi bir halkın kolektif kimliğiyle ilişkilendirmek, hem hukuki hem de ahlaki açıdan sorunludur.

Terör eylemlerinde hayatını kaybedenler arasında Kürt kökenli vatandaşların da bulunduğu gerçeği, meselenin en acı boyutudur. Şiddet sarmalı en çok bölge insanını vurmuş; anneler, babalar, çocuklar aynı acıda birleşmiştir. Bu tablo, örgütün iddia ettiği “temsiliyet” söylemini fiilen boşa düşürmektedir.

“Statü” Tartışmasının Arka Planı

“Statü” kavramı, son dönemde siyasal literatürde sıkça kullanılıyor. Ancak bu kelimenin içi çoğu zaman muğlak bırakılıyor. Bir kişinin cezaevi koşullarını bir halkın siyasal konumuyla eşitlemek, bilinçli bir kavramsal kaydırmadır. Amaç, hukuki bir meseleyi kimlik eksenine taşıyarak duygusal mobilizasyon üretmektir.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak bir üst kimliktir. Bu çatı altında etnik kökenler değil, eşit yurttaşlık esastır. Devletin son yıllarda attığı reform adımları, altyapı yatırımları ve kültürel açılımlar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Sonuç Yerine

Bir milletin kaderi, tek bir kişinin dosyasına sığmaz. Bir halkın onuru, şiddetle değil; üretimle, demokrasiyle ve hukukla yükselir.

Şehitlerin hatırası, bu ülkede terörle arasına net mesafe koymuş milyonların ortak vicdanında yaşamaktadır. Türkiye’nin geleceği; ayrıştırıcı söylemlerde değil, ortak yaşam iradesinde şekillenecektir.

Vatan sağ olsun.