Bir meydan, bir mikrofon, bir karar...

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

15 Temmuz gecesi...

Saatler ilerliyor.

Televizyonlarda belirsizlik...

Köprü kapanmış.

Ankara semalarında savaş uçakları.

Kimse ne olduğunu tam bilmiyor.

Kimileri bekliyor.

Kimileri susuyor.

Kimileri "bir görelim" hesabında.

Ama bazı insanlar vardır...

Kriz anında karakterini gösterir.


Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay...

O gece Ankara'da değil.

Sakarya'da.

İlk haberleri alır almaz beklemiyor.

"Sabah olsun" demiyor.

"Kim kazanacak görelim" demiyor.

Doğruca meydana gidiyor.

Henüz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısı ülkenin dört bir yanına ulaşmadan...

Sakarya Kent Meydanı'nda mikrofonu eline alıyor.

Ve tarihe geçecek cümleyi kuruyor:

"Bu bir darbe değil... Bu bir işgal girişimidir."

İşte o cümle...

Meselenin özünü anlatıyordu.


Darbe...

Sadece yönetime el koymak değildir.

15 Temmuz'da hedef...

Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığıydı.

Milletin iradesiydi.

Devletin bekasıydı.

Bunu ilk fark edenlerden biri de Ergün Atalay oldu.


Ardından telefonlar...

Peş peşe...

Şube başkanları...

Sendika yöneticileri...

Türkiye'nin dört bir yanındaki işçiler...

Mesaj net:

"Evde oturmayın."

"Bayrağınızı alın."

"Meydanlara çıkın."

Türk-İş'in yaklaşık bir milyon üyesi...

Aileleriyle birlikte milyonlarca insan...

Bulunduğu şehirlerde demokrasi nöbetinin parçası oldu.

O gece sadece insanlar yürümedi.

İş makineleri de yürüdü.

Kamyonlar...

Greyderler...

Kepçeler...

Tankların önüne çekildi.

Kışlaların kapılarında barikat oldu.

Çünkü bazen...

Bir kepçe de vatan savunmasının parçasıdır.

Bir kamyon da milli iradenin siperi olur.


O karanlık gecede...

Sokağa çıkan işçilerden şehit olanlar vardı.

Gazi olanlar vardı.

İşçi tulumuyla demokrasi nöbeti tutan insanlar vardı.

Çünkü herkes biliyordu:

Devlet giderse...

Fabrika da kalmaz.

İş de kalmaz.

Sendika da kalmaz.

Önce vatan.

Gerisi sonra.


Sabah olduğunda...

Türk-İş'in bildirisi yayımlandı.

Mesaj açıktı.

Demokrasinin yanında...

Darbecilerin karşısında...

Sonraki günlerde de meydanlar boş bırakılmadı.

Demokrasi nöbetlerinde en ön saflarda yine işçiler vardı.


Yıllar geçti.

15 Temmuz üzerine çok şey yazıldı.

Çok konuşuldu.

Ama o gecenin en önemli derslerinden biri şuydu:

Bazı kararlar tarih kitaplarına değil...

Dakikalar içinde alınır.

Beklerseniz geç kalırsınız.

Tereddüt ederseniz kaybedersiniz.

Ergün Atalay'ın o gece yaptığı da tam buydu.

Gri bölgede kalmadı.

Rüzgâra göre yön değiştirmedi.

Sonucun ne olacağını hesaplamadı.

Milletin yanında durdu.


---

Bugün geriye dönüp baktığımızda...

15 Temmuz'un kahramanları arasında sadece üniformalılar yoktu.

Siyasetçiler vardı.

Polisler vardı.

Sıradan vatandaşlar vardı.

Ve alın teriyle yaşayan işçiler de vardı.

Onları meydanlara çağıran isimlerden biri de Ergün Atalay'dı.

Tarih...

Bazen büyük savaşları yazar.

Bazen de...

Bir meydanda, bir mikrofonun başında verilen cesur bir kararı...