Bir Kurumun Hikâyesi... 1920’den 28 Şubat’a, Oradan Bugüne...

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Bir Ajansın Hafızası… Kendi Hikâyemdir

Tarih…
6 Nisan 1920.

Henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmamış.
Anadolu işgal altında.

Ankara’da bir masa…
Karar büyük.

Talimat, Mustafa Kemal Atatürk’ten.
İsimler: Halide Edip Adıvar, Yunus Nadi.

Amaç:
Hakikati yazmak.
Milletin sesi olmak.

Ve doğuyor:
Anadolu Ajansı.


Bugün 106 yıl…

Kutluyorum.

Ama eksik bırakmadan.

Çünkü bu yazı…
Bir gözlem değil.

Benim hikâyem.

1992’de adım attım
Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne.

Sahadaydım.
Haberin içindeydim.

Polis-adliye hattında…
Araştırma dosyalarında…

Gecem gündüzüme karışırdı.

İşimi yapıyordum.

Sonra…

28 Şubat Süreci.

Her şey değişti.

Sadece ülke değil…
Çalıştığım kurum da değişti.

Ben Hasan Taşkın…

O süreci uzaktan izleyen biri değilim.

İçinde kaldım.

Bedelini ödedim.

Doğrudan maruz kaldım.

Önce İstanbul’dan koparıldım.

Trabzon…
Ardından Van…
Sonra Konya…

Adı tayindi.

Ama ben biliyordum:

Bu bir sürgündü.

Van…

Unutamam.

Bir gazetecinin mesleğini yapması gerekirken…

Baskıyla,
mobbingle,
yıldırmayla uğraştığı bir dönem.

Ve evet…

Bir kamu kurumunda,
kendi çalışma ortamımda
fiziksel saldırıya uğradım.

Soruyorum:

Bu mu 1920 ruhu?

Bu mu Anadolu Ajansı?

O dönemin genel müdürlük anlayışı…

Gazeteciyi korumadı.

Aksine…

Etiketledi.
Ötekileştirdi.
Tasfiye etti.

Benim gibi birçok ismi sistemin dışına itti.

Kurum kaybetti.

2002’de ayrılmak zorunda kaldım.

Ama mesleği bırakmadım.

Kalemimi de bırakmadım.

Bugün…

Aynı kuruma dışarıdan bakıyorum.

Ve hakkı teslim ediyorum:

Serdar Karagöz yönetiminde
Anadolu Ajansı

daha güçlü bir yapıya kavuşuyor.

Uluslararası alanda daha görünür…
Daha kurumsal…
Daha iddialı…

Kaliteye vurgu var.
Başarıyı büyütme iradesi var.

Ama şunu da açık söylüyorum:

Bir ajans sadece teknolojiyle büyümez.

İnsanla büyür.

Gazetecisine değer verirse büyür.

Onu korursa büyür.

Benim yaşadıklarım…

Kişisel bir serzeniş değil.

Bir dönemin kaydı.

Bir hafıza.

Bugün 106. yıl…

Kutlu olsun.

Ama temennim net:

Hiçbir gazeteci,
benim yaşadıklarımı yaşamasın.


Çünkü…

Sürgünler geçer.
Baskılar biter.

Ama…

İyi gazetecilik kalır.

Ve ben…

O gazeteciliğe hâlâ inanıyorum.