ATO Congresium'dan dünyaya verilen mesaj: Hakikatin savaşı başladı

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara...

ATO Congresium...

Dün sabah kapıdan içeri girerken alışılmış bir toplantıya değil, Türkiye'nin iletişim vizyonunun yeniden tarif edildiği önemli bir buluşmaya tanıklık edeceğimi hissettim.

Salonda farklı bir tablo vardı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan...

Kabine üyeleri...

81 ilin valilik basın müşavirleri...

Bakanlıkların basın ve iletişim müşavirleri...

Rektörler...

Akademisyenler...

Gazeteciler...

İletişim fakültelerinden gençler...

Türkiye'nin iletişim hafızasını oluşturan hemen herkes aynı çatı altında buluşmuştu.

Sebep...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle gerçekleştirilen 2. İletişim Şûrası.

Bugün ise çalışmalar Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığında düzenlenecek oturumlarla devam ediyor.

Şûranın açılış konuşmasını Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran yaptı.

Kürsüye sakin bir üslupla çıktı.

Ancak verdiği mesajlar son derece güçlüydü.

İlk cümlesi aslında bütün konuşmanın özeti gibiydi:

"İletişim Şûramızı düzenlerken Sayın Cumhurbaşkanımızın 'İletişim Yüzyılı' vizyonu bizim için bir pusula olmuştur."

"Pusula..."

Bu kelime üzerinde durdum.

Çünkü pusula yön gösterir.

Yol kaybedildiğinde başvurulur.

Demek ki Türkiye, iletişim alanında yeni bir istikamet belirliyor.

Prof. Dr. Duran, iletişimin artık yalnızca haber üretmekten ibaret olmadığını anlattı.

"İletişim politikalarını millî kapasitenin ayrılmaz bir parçası hâline getirmeye gayret ediyoruz." dedi.

Bu cümle, belki de şûranın en stratejik mesajlarından biriydi.

Eskiden millî güç denildiğinde akla ordu gelirdi...

Ekonomi gelirdi...

Savunma sanayii gelirdi...

Bugün bunların yanına stratejik iletişim de ekleniyor.

Çünkü çağ değişti.

Artık bilgi de korunması gereken millî bir güç.

Konuşmanın en çarpıcı bölümü ise Gazze oldu.

"En acı anlam testini Gazze'de verdik." dedi.

Gerçekten de öyle.

Gazze yalnızca bombaların hedefi olmadı.

Hakikatin de hedefi oldu.

Prof. Dr. Duran, Batı merkezli medya düzenini eleştirirken TRT ve Anadolu Ajansı'nın Gazze'den dünyaya ulaştırdığı gerçeklerin sansürlenmeye çalışıldığını anlattı.

Sonra son yılların belki de en dikkat çekici kavramlarından birini kullandı:

"Tekno-faşizm..."

Teknolojiyi kontrol edenlerin bilgi akışını da kontrol etmeye çalıştığını söyledi.

Bugün savaşlar yalnızca cephede yapılmıyor.

Telefon ekranlarında...

Sosyal medya platformlarında...

Dijital ağlarda da büyük bir mücadele yaşanıyor.

Hakikat görünür kalabilmek için de mücadele ediyor.

Prof. Dr. Duran'ın bir başka önemli tespiti ise uluslararası sistem üzerineydi.

Sadece kurumların değil...

Normların...

Ortak değerlerin...

Vicdanın da aşındığını söyledi.

Bunun için yeni bir uluslararası iletişim mimarisine ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Hakikati merkeze alan...

Güven üreten...

İnsanlığın ortak vicdanını güçlendiren yeni bir anlayış...

Ardından geleceğe döndü.

Yapay zekâ...

Dijital dönüşüm...

Etik habercilik...

Stratejik iletişim...

İnsan kaynağı...

Türkiye'nin bütün bu alanlarda güçlü bir kapasite oluşturduğunu anlattı.

Ve not defterime aynen geçen şu cümleyi kurdu:

"Geleceğin güçlü ülkeleri yalnızca teknoloji üretenler değil; güven üreten, hakikati savunan ve insanlığa ortak bir ufuk sunabilen ülkeler olacaktır."

Şûranın özeti belki de bu tek cümlede saklıydı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise konuşmasında, iletişimin artık devletlerin en önemli stratejik alanlarından biri hâline geldiğini vurguladı.

Dezenformasyonun küresel ölçekte ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.

Türkiye'nin kendi tezlerini, kendi kaynaklarıyla ve kendi iletişim gücüyle dünyaya anlatmaya devam edeceğini söyledi.

Bu yaklaşım, yıllardır uluslararası platformlarda dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" ve "Daha adil bir dünya mümkündür" vizyonunun iletişim alanındaki güçlü yansımasıydı.

Prof. Dr. Burhanettin Duran'ın çizdiği çerçeve ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ortaya koyduğu vizyon birbirini tamamlıyordu.

Biri stratejiyi anlattı.

Diğeri hedefi gösterdi.

İkisinin ortak noktası ise tek kelimeydi:

Hakikat.

ATO Congresium'daki ilk gün sona erdi.

Bugün Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığında paneller, oturumlar ve değerlendirme toplantılarıyla çalışmalar devam edecek.

Yapay zekâ konuşulacak.

Etik habercilik konuşulacak.

Kamu diplomasisi konuşulacak.

Ama aslında bütün başlıkların ortak paydası aynı:

Türkiye'nin iletişim kapasitesini daha da güçlendirmek.

Son bir not...

Böylesine kapsamlı bir organizasyon kendiliğinden ortaya çıkmıyor.

Aylar süren hazırlık...

Yoğun bir koordinasyon...

Büyük bir ekip çalışması...

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran başta olmak üzere, İletişim Başkanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatında görev yapan tüm ekibi; organizasyondaki titizlikleri, misafirperverlikleri ve emekleri için ayrıca kutlamak gerekiyor.

ATO Congresium'un kapısından çıkarken not defterime son cümleyi yazdım:

21. yüzyılda ülkelerin en büyük gücü yalnızca teknolojileri değil, hakikati savunabilme iradeleridir. Sanırım 2. İletişim Şûrası'nın hafızalarda kalacak en önemli mesajı da bu olacak.