Ateşkesin satır araları ve savaşın gerçek sahipleri

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Orta Doğu bir kez daha “ateşkes” kelimesinin arkasına saklanan büyük bir belirsizliğin içinde. Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail-İran hattındaki tırmanış, 7-8 Nisan itibarıyla kritik bir eşiğe geldi. ABD Başkanı Donald Trump, saatler önce dillendirdiği “yıkıcı” saldırı tehditlerini rafa kaldırdı ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir üzerinden yürütülen diplomasi sonucunda iki haftalık bir ateşkese razı oldu.

Bu bir taktik manevra mı, yoksa zorunlu bir geri çekilme mi?

Kısa cevap: Her ikisi de.

Trump’ın siyasi reflekslerini bilenler için bu tablo yeni değil. Maksimum baskı, ardından ani yumuşama. Ancak bu kez fark şu: geri adım, yalnızca bir pazarlık taktiği değil; aynı zamanda sahadaki ve Washington’daki sınırlılıkların kabulü.

İran: “Direndik, kazandık” anlatısı

Tahran cephesinde tablo net: bu ateşkes bir “zafer” olarak paketleniyor. İran dini lideri Ali Hamaney çizgisindeki söylem, geri adımı ABD’ye yazıyor. İran’ın resmi organları, kendi tekliflerinin kabul edildiğini öne sürerken, “tetikteyiz” mesajıyla caydırıcılığı diri tutuyor.

Bu, klasik bir kriz iletişimi: askeri sonuçtan bağımsız olarak psikolojik üstünlük kurma çabası.

Ama perde arkasında İran’ın da zamana ihtiyacı olduğu açık. Ekonomi kırılgan, yaptırımlar boğucu, altyapı baskı altında. Ateşkes, Tahran için de bir “nefes aralığı”.

Washington: Çatlak büyüyor

Asıl dikkat çekici olan ise ABD içindeki görüş ayrılıkları. Mart ayında görevinden ayrılan ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, bu savaşın “gereksiz” olduğu yönündeki çıkışıyla sadece bir istifa mektubu yazmadı; aynı zamanda Trump yönetiminin içindeki fay hattını da görünür kıldı.

Pentagon cephesinde ise temkin hâkim. ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine gibi isimlerin uzun süreli çatışma riskine dikkat çeken uyarıları, Washington’un askeri olarak sınırsız hareket edemeyeceğini ortaya koyuyor.

Daha açık ifade edelim: ABD bu savaşı başlatacak kapasiteye sahip olabilir, ancak sürdürecek siyasi zemini tartışmalı.

İsrail neden frene basmıyor?

Bu sorunun cevabı askeri değil, siyasi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu için İran dosyası bir güvenlik meselesi olmanın ötesinde, doğrudan bir iktidar meselesi.

Düşen anketler, yaklaşan seçimler ve iç politik baskılar… Tüm bunlar Netanyahu’yu “yarım kalmış bir savaş” riskini almamaya itiyor. İsrail açısından mesele basit: İran’ın kapasitesi tamamen kırılmadan durmak, gelecekte daha büyük bir tehdidi kabul etmek anlamına geliyor.

Bu nedenle Tel Aviv’de ateşkes, bir çözüm değil; sadece istenmeyen bir ara.

Ateşkes: Mola mı, sonun başlangıcı mı?

Bugünkü tabloya bakıldığında ateşkesin kalıcı olması için gereken üç temel unsur eksik:

Güvenlik garantileri

Yaptırımlar konusunda somut ilerleme

İsrail’in rızası

Bunların hiçbiri şu an masada net değil.

Dolayısıyla mevcut durum bir barış sürecinden çok, kontrollü bir duraklamayı andırıyor. Sahadan gelen ihlal haberleri de bunun kırılganlığını teyit ediyor.

Büyük resim: Kim ne kazanıyor?

Çin ve Rusya açısından tablo oldukça konforlu. Doğrudan müdahil olmadan ABD’nin dikkatini ve kaynaklarını meşgul eden bir kriz. Enerji piyasalarındaki dalgalanma ise cabası.

Kuzey Kore ise retorik düzeyde kalmayı tercih ediyor. Savaşın genişlemesi, Pyongyang için fırsattan çok risk barındırıyor.

Trump için asıl sınav: Kasım 2026

Bu ateşkesin kaderi biraz da sandıkta yazılacak. Kasım ayındaki ara seçimler, Trump’ın elini güçlendirebilir de zayıflatabilir de. Eğer seçmen bu savaşı “gereksiz maliyet” olarak görürse, Kongre dengesi değişir ve Trump dış politikada ciddi bir manevra alanı kaybeder.

Bu da İran dosyasını askeri seçenekten diplomatik zorunluluğa iter.

Sonuç?

ABD Başkanı Donald Trump geri adım attı. Ama bu geri adım bir son değil, yeni bir denklemin başlangıcı.

İran zamana oynuyor.
İsrail sonuç istiyor.
ABD ise iki arada sıkışmış durumda.

Ateşkes şimdilik bir “yangın molası”.
Ama yangının kendisi hâlâ yerinde duruyor.

Ve Orta Doğu’da en tehlikeli anlar, çoğu zaman silahların sustuğu anlardır.