Ankara'nın zirvesi… Gösteriş mi, kazanım mı?
Ankara hareketli…
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin çevresi…
Yollar…
Güvenlik önlemleri…
Şehir, adeta nefesini tutmuş durumda.
7-8 Temmuz'da NATO liderleri Ankara'da.
Dünyanın gözü Türkiye'de.
NATO…
Sıradan bir ittifak değil.
Dünyanın en büyük askeri organizasyonu.
Türkiye ise bu ailenin en eski ve en güçlü üyelerinden biri.
İkinci büyük ordu…
Jeopolitik ağırlık…
Üç kıtanın kavşağındaki stratejik konum…
Bütün bunlar masaya otururken elimizi güçlendiriyor.
Ama diplomasi…
Sadece masaya oturmak değildir.
Masadan neyle kalktığınızdır.
Ankara koridorlarında konuşulan konu şu:
Trump geliyor…
Beraberinde yeni bir dönem mi geliyor?
Washington'ın öncelikleri değişecek mi?
Avrupa savunma harcamalarını artıracak mı?
Rusya-Ukrayna savaşı…
Orta Doğu'daki yangın…
Suriye…
İsrail…
Karadeniz…
Enerji koridorları…
Hepsi aynı masanın dosyaları.
Türkiye'nin söyleyecek sözü var.
Olmalı da.
Biz ne bekliyoruz?
Terörle mücadelede daha güçlü dayanışma…
Savunma sanayiindeki engellerin kaldırılması…
F-35 meselesinde yeni bir sayfa…
Doğu Akdeniz ve Ege'de hakkaniyetli yaklaşım…
Bunlar sadece diplomatik nezaket cümleleri olarak kalmamalı.
İmzaya…
Karara…
Sonuca dönüşmeli.
Vatandaşın da ayrı bir hesabı var.
Pazardaki fiyat…
Marketteki etiket…
Emeklinin maaşı…
Asgari ücretlinin mutfağı…
Bunlar da bu ülkenin gerçeği.
Uluslararası zirveler elbette yapılacak.
Devlet itibarı önemlidir.
Ama vatandaş da şu soruyu soruyor:
"Bu zirvenin Türkiye'ye getirisi ne olacak?"
Haklı bir soru.
Çünkü prestij güzeldir.
Fakat prestijin de bir karşılığı olmalıdır.
Türkiye yıllardır "merkez ülke" diyor.
Öyleyse bunun gereği de yapılmalı.
Ne teslimiyet…
Ne hamaset…
Akıl…
Tecrübe…
Milli menfaat…
Diplomasinin pusulası bunlar olmalı.
Trump-Erdoğan görüşmesinin de bu çerçevede dikkatle izleneceği konuşuluyor.
Beklenti büyük.
Sonuç da büyük olmalı.
Zirve bitecek…
Konvoylar dağılacak…
Ankara yine kendi ritmine dönecek.
Ama asıl mesele o gün başlayacak.
Türkiye bu zirveden ne kazandı?
İşte tarih, bu sorunun cevabını yazacak.
Temennimiz belli…
Fotoğraf değil…
Sonuç.
Gösteriş değil…
Kazanım.
Çünkü milletin beklediği de tam olarak budur.