Ankara’nın Suriye okuması: Birlik olmadan barış olmaz
Suriye sahasında uzun süredir konuşulan ama somut adımlarla nadiren desteklenen “bütünleşme” başlığı, artık temennilerin ötesine geçiyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un son açıklaması, Ankara’nın Suriye dosyasına bakışında hem sürekliliği hem de stratejik berraklığı bir kez daha ortaya koyuyor.
10 Mart Mutabakatı ile 30 Ocak Anlaşması’na yapılan güçlü vurgu, Türkiye’nin Suriye’deki çözüm arayışını geçici taktiklerden değil, kalıcı bir devlet aklından beslediğini gösteriyor. Kurtulmuş’un altını çizdiği temel nokta net: Mutabakatlara sadakat, yalnızca Suriye’ye değil, bölgeye nefes aldırır. Çünkü bu coğrafyada barış, imza atmakla değil, taahhütleri hayata geçirmekle mümkündür.
Şam yönetimi ile SDG arasında varılan mutabakatın askeri ve idari açıdan kademeli entegrasyonu hedeflemesi, sahadaki fiili bölünmelere karşı ciddi bir eşik anlamına geliyor. Bu süreç, sadece bir güvenlik düzenlemesi değil; aynı zamanda Suriye devlet kapasitesinin yeniden inşasına dönük bir irade beyanıdır. Devlet kapasitesi güçlenmeden ne güvenlik mimarisi kurulur ne de siyasal istikrar sağlanır.
Kurtulmuş’un dikkat çektiği bir diğer kritik başlık ise toplumsal kapsayıcılık. Yerel çeşitliliğin korunması ile devlet otoritesinin adaletle tesis edilmesi arasındaki denge, Suriye’nin geleceğinin ana omurgasını oluşturuyor. Arap, Kürt, Türk ya da başka bir kimlik ayrımı yapılmaksızın her yurttaşın siyasal sistemde onurlu ve güvenli bir yere sahip olması, artık bir iyi niyet çağrısı değil; zorunlu bir devlet refleksi.
Türkiye’nin pozisyonu bu noktada açık: Suriye’nin toprak bütünlüğü ve millî egemenliği tartışma konusu değildir. Parçalanma, vekâlet savaşları ve fiili bölünmeler bugüne kadar kimseye huzur getirmedi, bundan sonra da getirmeyecek. Birlik içinde güçlü bir Suriye, sadece Şam için değil; Ankara’dan Bağdat’a, Beyrut’tan Tahran’a kadar tüm bölge için güvenlik üretir.
Bu yaklaşımın Türkiye açısından bir başka stratejik boyutu da “Terörsüz Türkiye” hedefiyle doğrudan bağlantılı olmasıdır. Suriye’de bütünlüğü güçlendiren her adım, Türkiye’nin sınır güvenliğini ve iç huzurunu da tahkim eder. Terör örgütlerinin etkisizleştiği bir denklemde, siyaset daha fazla alan kazanır; şiddetin dili yerini müzakereye bırakır.
Kurtulmuş’un ifadelerinde öne çıkan önemli bir vurgu da yeni dünya düzeni tartışmalarına karşı bölgenin edilgen bir nesne olmayacağı mesajıdır. Türkiye, bölge halklarıyla birlikte sahici barıştan yana pozisyon almaya devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır. “Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok” vurgusu, bu politikanın hem ahlaki hem de siyasi çerçevesini net biçimde çizmektedir.
Sonuç olarak, Suriye’de birlik ve bütünleşmeyi önceleyen her adım; sadece bir ülkenin değil, tüm bölgenin geleceğini ilgilendiriyor. Türkiye’nin kapsayıcı siyasal akla yaptığı çağrı ve kolaylaştırıcı rol üstlenme iradesi, önümüzdeki dönemin en belirleyici diplomatik başlıklarından biri olmaya aday.
Kazananın halklar, kaybedenin ise şiddeti siyaset aracı olarak kullananlar olacağı bir denklemin kurulması hâlâ mümkün. Ve bu ihtimal, bugün her zamankinden daha gerçekçi görünüyor.