Ankara'nın sınavı
Ankara...
Temmuz sıcağı...
Ama bu kez sadece hava değil, diplomasi de ısınıyor.
7-8 Temmuz'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, NATO'nun en kritik zirvelerinden birine ev sahipliği yapacak.
Dünyanın gözü Ankara'da olacak.
Çünkü bu toplantı, alışılmış NATO zirvelerinden biri değil.
Masada savaş var...
Ukrayna var...
Rusya var...
Orta Doğu var...
İran var...
Savunma sanayii var...
Milyarlarca dolarlık yeni anlaşmalar var.
Ve en önemlisi...
Yeni dönemin NATO'su var.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirve öncesi yaptığı değerlendirmelerde dikkat çekici bir ifade kullandı.
"Bu zirvenin NATO tarihinde referans noktası olmasını istiyoruz."
Bu cümle sıradan bir diplomatik temenni değil.
Türkiye'nin kendisine biçtiği rolün de özeti.
1952'den bu yana NATO üyesiyiz.
İttifakın en büyük ikinci ordusuna sahibiz.
Karadeniz'in kapısındayız.
Kafkasya'nın yanı başındayız.
Orta Doğu'nun tam merkezindeyiz.
Balkanlara komşuyuz.
Böylesine bir coğrafyada Türkiye artık sadece haritadaki bir ülke değil.
Dengeleri etkileyen bir aktör.
Son yıllarda savunma sanayiinde yaşanan dönüşüm de bunu gösteriyor.
Eskiden dışarıdan alınan sistemler konuşulurdu.
Bugün ise Türk savunma sanayiinin ürettikleri konuşuluyor.
Bu değişim, NATO içinde de dikkatle izleniyor.
Ankara Zirvesi, işte bu birikimin uluslararası vitrini olacak.
Elbette Türkiye'nin beklentileri de var.
Savunma sanayiine yönelik kısıtlamaların kaldırılması...
Terörle mücadelede daha güçlü dayanışma...
PKK ve YPG konusunda müttefiklerden açık destek...
Yük paylaşımında adalet...
Ve Avrupa'nın güvenlik mimarisinde Türkiye'nin hak ettiği yerde bulunması...
Ankara bunları yüksek sesle dile getiriyor.
Bir başka dikkat çekici başlık...
ABD Başkanı Donald Trump'ın zirveye katılımı etrafındaki değerlendirmeler.
Diplomasi kulislerinde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a verdiği önem sıkça konuşuluyor.
İki lider arasındaki doğrudan iletişim, zaman zaman birçok krizin büyümesini önledi.
Ankara'daki temasların yeni dönemin kapısını aralayıp aralamayacağını hep birlikte göreceğiz.
Aslında bu zirve, Türkiye için iki anlam taşıyor.
Birincisi...
Stratejik fırsat.
Savunma sanayii...
Yeni yatırımlar...
Yeni ortaklıklar...
Küresel diplomaside daha güçlü bir Türkiye.
İkincisi ise...
Önemli bir sınav.
Çünkü NATO içinde farklı hesaplar var.
ABD'nin beklentileri başka...
Avrupa'nın öncelikleri başka...
Rusya-Ukrayna savaşının oluşturduğu tablo bambaşka...
Bu denklemin tam ortasında yine Türkiye bulunuyor.
Ankara, geçmişte birçok tarihi zirveye ev sahipliği yaptı.
Ancak bu kez şartlar farklı.
Dünya yeniden şekilleniyor.
İttifaklar yeniden tanımlanıyor.
Güç dengeleri yeniden kuruluyor.
Böyle bir dönemde yapılacak NATO Zirvesi, sadece iki günlük bir toplantı olarak okunamaz.
Buradan çıkacak kararlar, önümüzdeki yılların güvenlik mimarisini de belirleyecek.
Son söz...
Diplomaside ev sahibi olmak, yalnızca misafir ağırlamak değildir.
Gündem belirlemektir.
Mesaj vermektir.
Yön çizmektir.
Şimdi sıra Ankara'da.
Dünya başkentinin gözü iki gün boyunca burada olacak.
Ve Türkiye, belki de uzun yıllardır ilk kez, yalnızca zirvenin ev sahibi değil...
Zirvenin en önemli aktörlerinden biri olarak tarihe not düşecek.