Ankara neden nefes alamıyor?

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara, başkentlik unvanını taşıyan bu gri dev, bir zamanlar Anadolu'nun kalbiydi. Selçuklu'nun zarif kubbeleri, Osmanlı'nın taş işlemeleriyle süslü sokakları hayal edin. Bir estetik, bir ruh, bir hikâye.
Ama bugün? Gökyüzünü delen beton kuleler, gri bir sis perdesi gibi şehri sarıyor. Neden Selçuklu mimarisi yok derseniz, cevap basit: Unutuldu. Ya da daha doğrusu, silindi. Şehir planlaması uğruna, tarihî doku bir bir kurban edildi. Betonlaşma, şehrin ölüm fermanı gibi yayılıyor. Sokaklar daralıyor, gölgeler uzuyor, nefesler kısalıyor. Bu, sadece Ankara'nın değil, Türkiye'nin birçok şehrinin trajedisi. Peki, neden? Ve asıl soru… Nasıl kurtulacağız?

Betonlaşma, modernliğin kılıfında gizlenen bir canavar. Her yeni apartman, her katlı otopark, toprağı yutuyor. Yeşil alanlar eriyor, parklar beton yığınlarına dönüşüyor. Sonuç? Şehirler boğuluyor. Hava kirliliği artıyor, su kaynakları tükeniyor, ama en kötüsü, İnsan ruhu eziliyor. Trafik, bu beton cehenneminin taç kılıcı.

Sabahın köründe, akşamın alacasındayken, direksiyonda saatlerimizi harcıyoruz. Araştırmalar gösteriyor ki, bu kaos psikolojimizi paramparça ediyor. Stres hormonları tavan yapıyor, anksiyete ve depresyon oranları yükseliyor. Bir saatlik yol, bir ömürlük yorgunluk bırakıyor geride. Zaman geçtikçe koşullar zorlaşıyor; nüfus artıyor, yollar yetmiyor, sinirler geriliyor. Toplu taşıma mı? O da ayrı bir facia. Metro hatları yarım yamalak, otobüsler kalabalık bir kâbus, bisiklet yolları ise hayâl. Vatandaş, kendi aracına mahkûm; Şehir ise trafiğe gömülüyor.

Karşılaştırma için Almanya'ya bakalım. Onlar da betonun içinde, ama fark nerede? Planlamada. Berlin'den Münih'e, yeşil koridorlar, bisiklet ağları ve etkin toplu taşıma ile şehirler nefes alıyor. Trafik değil, raylı sistemler hâkim. Psikolojik rahatlama mı? Evet, çünkü ormanlar kentin ortasında, parklar zorunluluk değil, hak. Bizde ise beton, yeşili ezerken, onlar yeşili betona entegre ediyor. Bu, bir tercih meselesi. Kaos mu, uyum mu?

Peki, yol gösterici bir reçete? Önce, dur diyelim beton deliliğine.
Şehir plancıları, mimarlar ve yöneticiler. Selçuklu mirasını canlandıralım! Ankara Kalesi gibi simgeleri genişletelim, yeni yapılara tarihî motifler zorunlu kılalım. Estetik komisyonları kuralım; her proje, yeşil oranı yüzde 50'yi aşsın. Trafik için? Akıllı sistemler… Elektrikli otobüs filoları, genişletilmiş metro ağı, teşvikli bisiklet kullanımı. Psikolojiyi korumak adına, "yeşil terapi" alanları çoğaltalım. Her mahalleye bir orman, her caddeye bir gölge. Toplu taşımayı cazip kılmak için, bedava saatler, entegre biletler, engelsiz erişim.

Ve en önemlisi, vatandaş olarak sesimizi yükseltelim. İmza kampanyaları, yerel seçimlerde yeşil adaylar, forumlar... Şehirler, bizim eserimiz; beton değil, ruhla inşa edilsin.

Ankara, uyan! Beton boğazını kesmeden, Selçuklu'nun rüzgârını geri getir. Yoksa, bu gri hapishane, hepimizi yutacak. Zaman daralıyor; ama umut, bir tohum gibi, betonda bile filizlenir. Hadi, nefes alalım, birlikte.