Anadolu sessizliğiyle siyaset yapan bir isim: Zafer Gülseven
Dün, Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Av. Dr. Zafer Gülseven’i ofisinde ziyaret ettim.
Ziyaretin vesilesi, kıymetli annesi Bedriye Hanımefendi’nin vefatıydı. Bu vesileyle bir kez daha merhumeye Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır diliyorum.
Ancak bu ziyaret, bana yıllardır tanıdığım bir ismi yeniden gözlemleme fırsatı da verdi.
Türk siyasetinde bazı isimler yaptıkları açıklamalarla gündeme gelir.
Bazıları sert polemiklerle.
Bazıları ise sessiz ama sürekli bir çalışmayla.
Zafer Gülseven, üçüncü grupta yer alan isimlerden.
Bugün MHP Merkez Yönetim Kurulu üyesi olarak teşkilat çalışmalarının içinde aktif görev alıyor. Türkiye’nin farklı bölgelerinde teşkilatlarla bir araya geliyor, parti faaliyetlerine katılıyor, sosyal sorumluluk ve gönül odaklı çalışmalarda yer alıyor.
Özellikle son dönemde öne çıkan “Derdiniz Derdimizdir” anlayışını sadece bir slogan olarak değil, sahada karşılığı olan bir çalışma modeli olarak değerlendiren isimlerden biri.
Anadolu’da siyaset yalnızca kürsüden konuşmak değildir.
Kapı çalmaktır.
Hal hatır sormaktır.
İnsanların derdini dinlemektir.
Gülseven’in uzun yıllardır benimsediği çizgi de buna yakın duruyor.
Belki de bu nedenle teşkilat mensupları arasında adı sıkça anılıyor.
Ziyaret sırasında dikkatimi çeken şeylerden biri de nezaketiydi.
Ofisinin kapısında karşıladı.
Ayrılırken yine kapıya kadar uğurladı.
Bu ayrıntı bazılarına küçük gelebilir.
Ama siyasette insan ilişkilerinin kalitesini çoğu zaman bu ayrıntılar belirler.
İster istemez akla MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geliyor.
Yıllardır onu yakından takip edenlerin en çok vurguladığı özelliklerden biri nezaketi, ölçülülüğü ve insan ilişkilerindeki zarafetidir.
Zafer Gülseven’in tavrında da bu siyasi terbiyenin izlerini görmek mümkün.
Sessiz bir üslup...
Gösterişten uzak bir yaklaşım...
Ve makamdan çok göreve odaklanan bir anlayış...
Belki de bunun arkasında yaşanmışlıklar var.
12 Eylül döneminin ağır şartlarından geçmiş bir isim.
Gözaltılar yaşamış.
İşkenceler görmüş.
İdam talebiyle 10 yıl tutuklu yargılanmış...
Hayatının önemli bir bölümünü büyük mücadelelerin içinde geçirmiş.
Ancak dikkat çekici olan nokta şu:
Bütün bunlara rağmen devletine küsmemiş.
Kırgınlıklarını devlete değil, dönemin yanlışlarına yöneltmiş.
Bu tavır, ülkücü hareketin birçok mensubunda gördüğümüz bir anlayışın yansımasıdır.
Devlet kalıcıdır.
Hatalar geçicidir.
Bugün yürüttüğü çalışmalara bakıldığında da bu anlayışın izleri görülüyor.
Türk milliyetçiliğini yalnızca siyasi bir söylem olarak değil, sosyal dayanışma, toplumsal sorumluluk ve teşkilat şuuru üzerinden yorumlayan bir yaklaşım sergiliyor.
Gittiği her yerde insan unsurunu merkeze koymaya çalışıyor.
Belki çok konuşmuyor.
Belki televizyon ekranlarında her gün görünmüyor.
Ama teşkilatların içinde, sahada ve vatandaşla temas noktalarında varlığını hissettiriyor.
Siyasette bazen yüksek sesler dikkat çeker.
Fakat kalıcı etkiyi çoğu zaman sessiz çalışanlar bırakır.
Zafer Gülseven’i yıllardır gözlemleyen biri olarak, onu farklı kılan özelliğin de tam burada olduğunu düşünüyorum.
Makamını öne çıkarmayan...
Geçmişte yaşadığı ağır sınavları siyasi sermayeye dönüştürmeyen...
Nezaketi elden bırakmayan...
Ve hizmet etmeyi görünür olmaktan daha önemli gören bir anlayış...
Bugünün siyasetinde belki de en çok ihtiyaç duyulan şeylerden biri de budur.
Sessiz ama kararlı bir duruş.
Anadolu irfanından beslenen bir siyaset dili.
Ve insanı merkeze alan bir hizmet anlayışı.