Amasya’dan dünyaya uzanan sabırlı bir sermaye hikâyesi

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Bazı iş insanlarının hikâyesi, yalnızca şirketlerden ve yatırımlardan ibaret değildir.

Doğduğu şehir vardır.

İlk mesleği vardır.

İstanbul’a geliş nedeni vardır.

Ve yıllar sonra dönüp memleketine yaptığı yatırım...

Hasan Ali Cesur’un hikâyesinde bütün bunları bir arada görmek mümkün.

13 Şubat 1965’te Amasya’da doğdu.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü iyi dereceyle tamamladı.

Özel sektörde mühendislik ve yöneticilik yaptı.

1990’da İstanbul’a geldi.

Sebebi basitti:

Amasya’da mesleğine uygun iş imkânı bulamıyordu.

İstanbul, onun için önce bir zorunluluktu.

Sonra fırsata dönüştü.

1997’de Megasan

1997’nin başında Megasan Elektronik’i kurdu.

Elektronik komponentlerin ithalatı, ihracatı ve toptan satışıyla başladı.

Fakat kısa sürede iç pazarın dışına çıktı.

Avrupa’dan aldığı ürünleri Çin, Doğu Avrupa, İran, Suriye ve Mısır gibi pazarlara taşıdı.

Hong Kong ve Shenzhen’de temsilcilikler açtı.

Megatek markasıyla kart montajı ve imalatına yöneldi.

Burada dikkat çeken nokta, yalnızca ticaret hacminin büyümesi değildi.

Dünyanın farklı merkezleriyle bağlantı kuran bir tedarik ağı oluşturuluyordu.

1990’lı yılların Türkiye’sini düşündüğümüzde bunun kolay bir iş olmadığı görülür.

Yüksek enflasyon...

Kur dalgalanmaları...

Ekonomik krizler...

Finansmana erişim sorunları...

Elektronik sektörünün dışa bağımlılığı...

Bütün bunların arasında ayakta kalabilmek, yalnızca sermaye değil, ciddi bir ticari öngörü gerektiriyordu.

Sermayeyi memlekete taşımak

İstanbul’da büyüyen iş hayatının bir noktada yönü yeniden Amasya’ya döndü.

2014 yılında yaklaşık 10 yıldır atıl durumda bulunan bir iplik fabrikası satın alındı.

116 bin metrekarelik alan.

64 bin metrekare kapalı bölüm.

Yaklaşık 10 milyon dolarlık yatırım.

Amaç, atıl durumdaki tesisleri yeniden ekonomiye kazandırmaktı.

Üretim yapılacak.

İstihdam oluşturulacak.

Yeni yatırımcılarla yeni alanlar açılacaktı.

Kuveytli ortaklarla doğalgaz, Amerikalı yatırımcılarla LED alanındaki projeler bu dönemde gündeme geldi.

Amasya’daki tekstil yatırımları da yüzlerce kişiye istihdam sağladı.

Bir fabrikanın yeniden çalışması, sadece o fabrikanın hikâyesi değildir.

Çevresindeki esnafı, çalışanı, tedarikçiyi, taşımacıyı da etkiler.

Anadolu’da yatırımın anlamı biraz da budur.

Megasan büyürken alanlar çeşitlendi

Megasan Grup zaman içinde elektronik sektörünün dışına da çıktı.

Elektrik ve elektronik...

Robotik altyapı...

Görüntüleme sistemleri...

Silisyum bazlı kompozit yapı yalıtım kimyasalları...

Gayrimenkul...

Grubun faaliyet alanları genişledi.

Ümraniye’de Megasan ortaklığıyla gerçekleştirilen One Block projesi de bu çeşitlenmenin örneklerinden biri oldu.

Home-ofis konseptiyle tasarlanan proje, İstanbul Anadolu Yakası’nda değişen çalışma ve yaşam alışkanlıklarına yönelik bir yatırım olarak öne çıktı.

Hasan Ali Cesur bugün Megasan Grup’un Yönetim Kurulu Başkanı.

İş dünyasından sivil topluma

Cesur’un çalışma hayatındaki ikinci önemli başlık sivil toplum.

Amasyalı Sanayici ve İş Adamları Derneği’nde kurucu görevler üstlendi.

ASKON’da Enerji Sektör Başkanlığı yaptı.

Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.

2017’de ASKON’un 10. Olağan Genel Kurulu’nda genel başkan seçildi.

2018 yılı sonuna kadar görev yaptı.

Bu dönem, iş dünyasının yalnızca ekonomik sorunları değil, dış pazarlara açılmayı da daha güçlü biçimde tartıştığı yıllardı.

Filistin ticaret heyetleri...

Afrika açılımı...

Yeni pazar arayışları...

İş dünyasının uluslararası ilişkilerinin geliştirilmesi...

Cesur’un ASKON döneminde öne çıkan başlıklar arasındaydı.

İş dünyası örgütlerinin yalnızca Ankara ve İstanbul’da konuşan yapılar olmaktan çıkıp ticaret diplomasisinin bir parçası olması gerektiğini savunan bir anlayış vardı.

Geçmişten kalan bir hafıza

Cesur’un ekonomik değerlendirmelerinde 28 Şubat dönemi de önemli bir yer tutuyor.

Anadolu sermayesinin o dönemde yaşadığı sıkıntıları anlatıyor.

Yüksek enflasyonun, faizlerin ve ekonomik istikrarsızlığın şirketler üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.

Bu değerlendirmelerde yalnızca geçmişe dönük bir eleştiri yok.

Bir uyarı da var:

Ekonomide güven kaybolduğunda, bunun bedelini yalnızca şirketler ödemez.

Üretim yavaşlar.

Yatırım ertelenir.

İstihdam etkilenir.

Sermaye başka alanlara yönelir.

Dolayısıyla ekonomik istikrar, iş dünyasının gündemindeki en temel meselelerden biri olmaya devam ediyor.

Mühendislikten iş dünyasına

Hasan Ali Cesur’un hikâyesinde mühendislik eğitiminin de ayrı bir yeri var.

Sistemi görmek.

Risk hesaplamak.

Kaynakları doğru kullanmak.

Uzun vadeli düşünmek.

Belki de ticaret hayatındaki yaklaşımının temelinde bu disiplin bulunuyor.

1997’de elektronik komponent ticaretiyle başlayan yolculuğun farklı sektörlere uzanması da bunun bir göstergesi.

Ancak asıl dikkat çekici olan, büyümenin tek başına hedef haline gelmemesi.

İhracat var.

Yatırım var.

İstihdam var.

Ve memlekete dönüş var.

Bir iş insanının bıraktığı iz

Bugün Hasan Ali Cesur’un yaklaşık üç on yıla yayılan iş hayatına bakıldığında ortaya farklı alanları birleştiren bir tablo çıkıyor.

Amasya’da doğan bir mühendis...

1990’da İstanbul’a gelen genç bir iş insanı...

1997’de kendi şirketini kuran girişimci...

Elektronik sektöründe uluslararası pazarlara açılan bir ticaret adamı...

Amasya’da atıl tesisleri yeniden ekonomiye kazandıran yatırımcı...

Ve iş dünyasının sivil toplum örgütlerinde sorumluluk üstlenen bir isim.

Bu hikâyenin bana göre en dikkat çekici tarafı ise başka yerde.

İstanbul’da kazanıp Anadolu’yu unutmamak.

Çünkü Türkiye’nin ekonomik gücü yalnızca büyük şehirlerin finans merkezlerinde oluşmuyor.

Fabrikalarda oluşuyor.

KOBİ’lerde oluşuyor.

İhracat yapan şirketlerde oluşuyor.

Anadolu’daki üretim tesislerinde oluşuyor.

Hasan Ali Cesur’un hikâyesi de bu açıdan okunabilir.

Amasya’dan İstanbul’a uzanan bir yolculuk...

İstanbul’dan dünya pazarlarına açılan bir ticaret...

Ve yıllar sonra yeniden Amasya’ya dönen yatırım.

Bazen bir iş insanının hikâyesini anlatmak için çok fazla söze gerek yoktur.

Nereden geldiğine, nereye yatırım yaptığına ve arkasında ne bıraktığına bakmak yeterlidir.

Hasan Ali Cesur’un hikâyesinde geriye kalan en güçlü cümle de belki budur:

Anadolu’dan çıkan sermaye, dünyaya açılabilir; ama köklerini unutmadan da büyüyebilir.