55 bin hayata dokunan sessiz güç

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara'da...

Adliye koridorlarında yıllardır aynı manzara.

Bir tarafta dosyalar...

Diğer tarafta hayatı bir anda değişen insanlar.

Kimi trafik kazasında evladını kaybetmiş.

Kimi iş kazasında kolunu, bacağını...

Kimi de yıllarca sürecek bir hukuk mücadelesinin ilk gününde ne yapacağını bilmiyor.

İşte tam o noktada tanıştım Avukat Seffan Kılınç ile.

Ankara'da 25 yıldır yaşayan, Erzurumlu bir hukukçu.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.

2006'dan beri avukat.

Ama onu sadece "avukat" diye anlatmak eksik kalır.

Çünkü yaptığı iş, mahkeme salonlarının çok ötesine geçmiş durumda.


2010 yılında Başkent Trafik ve İş Kazası Mağdurları Derneği'ni kurmuş.

O gün küçük bir sivil toplum girişimi olarak başlayan yolculuk...

Bugün Türkiye'nin 67 iline, 144 temsilcilik noktasına ulaşmış.

Yaklaşık 600 gönüllü...

55 bin mağdur...

Rakamlar büyük.

Ama rakamlardan daha büyüğü, her sayının arkasında bir insan hikâyesinin bulunması.

Bir annenin...

Bir babanın...

Bir çocuğun...

Yarım kalan hayatına yeniden tutunma çabası...


Seffan Kılınç ile sohbet ederken en çok dikkatimi çeken cümlesi şu oldu:

"İkinci mağduriyet bilgisizlikten doğuyor."

Haklı.

Kazadan sonra insanlar önce acıyla mücadele ediyor.

Sonra bürokrasiyle...

Ardından hukukla...

Haklarını bilmeyenler ise çoğu zaman sessizce kaybediyor.

İşte burada dernek devreye giriyor.

Sadece dava açmıyor.

Elinden tutuyor.

Yol gösteriyor.

Haklarını anlatıyor.

Destekten yoksun kalma tazminatı...

Maluliyet hakları...

Bakıcı tazminatı...

Araç değer kaybı...

Pert bedeli...

Orijinal parça farkı...

Vatandaşın anlamakta zorlandığı hukuk dili, sadeleşiyor.

Anlaşılır hale geliyor.

Aslında yapılan tam da bu...

Hukuku insanın anlayacağı dile çevirmek.


Bir başka ayrıntı...

Bence en az hukuk kadar önemli.

Dernek sadece avukatlardan oluşmuyor.

Gönüllü psikologlar da var.

Çünkü kazalar yalnızca bedeni yaralamıyor.

Ruhu da yaralıyor.

Travmayı tedavi etmeden dosyayı kapatmış sayamazsınız.

Onlar bunu biliyor.

Bu yüzden psikolojik destek de veriyorlar.

İşte sivil toplumun gerçek anlamı burada ortaya çıkıyor.


Konuşurken sık sık trafiğe geliyor konu.

Bir cümleyi özellikle vurguluyor:

"Sevdiklerini üzme, trafik kurallarına uy."

Aslında bütün meselenin özeti bu.

Çünkü amaç, kazadan sonra çözüm üretmek değil.

Kazanın hiç yaşanmamasını sağlamak.

Valiliklerle...

Kaymakamlıklarla...

Belediyelerle...

Okullarla...

Sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütüyorlar.

Trafik eğitiminin okul öncesinden itibaren zorunlu olması gerektiğini savunuyorlar.

Haklılar.

Kurallar küçük yaşta öğreniliyor.

Hayat da böyle korunuyor.


Bir başka başlık...

Eğitim.

Bu yıl 100 üniversite öğrencisine burs verilmiş.

Üstelik büyük bölümü mağdur ailelerin çocukları.

Bir burs...

Belki sadece bir öğrencinin eğitimine katkıdır.

Ama bazen bir ailenin yeniden ayağa kalkmasının da ilk adımıdır.

Ankara Kent Konseyi'nin verdiği sivil toplum ödülü de bu emeğin karşılığı olmuş.

Tesadüf değil.

Emek, sonunda kendini gösteriyor.


Seffan Kılınç, Erzurumlu.

Ama Ankara'da yaşayan pek çok Erzurumlu gibi memleket bağını hiç koparmamış.

Hemşehrilerinin sorunlarını da yakından takip ediyor.

Bunu anlatırken gösterişten uzak.

Zaten belki de başarısının sırrı burada.

Reklam değil...

İş üretmek.


Türkiye'de her yıl yüz binlerce trafik kazası yaşanıyor.

Binlerce aile, bir telefonla hayatının en zor gününe uyanıyor.

İstatistikler sadece rakam söylüyor.

Ama o rakamların arkasında gözyaşı var.

Sessizlik var.

Bekleyiş var.

İşte Seffan Kılınç ve gönüllü arkadaşları, yıllardır o sessizliğin içine umut taşımaya çalışıyor.

Adalet bazen mahkeme kararında değil...

Bir mağdurun elini tutan insanda saklıdır.

Ankara'dan ayrılırken aklımda kalan da buydu.

Bazı insanlar çok konuşmaz.

Çok görünmez.

Ama dokundukları hayatlar, attıkları imzadan çok daha büyük iz bırakır.

Ankara Ankara Üniversitesi Hukuk