Türkiye'nin nükleer, enerji politikası!

Hami Fiskeci

Hami Fiskeci

Yazar
Tüm Yazıları

Türkiye, yüzyıllık cumhuriyet tarihinde belki de en çok "enerji arz güvenliği" ve "bağımsızlık" kavramlarını iç içe geçirdiği bir dönemden geçiyor.

Bu tablonun en ağır ve en çok tartışılan parçası ise şüphesiz Akkuyu Nükleer Güç Santrali.

Yıllardır süren "2028'de bitecek mi, bitmeyecek mi?" tartışması, aslında sadece teknik bir gecikmenin değil, Türkiye’nin Rusya ile olan enerji bağımlılığının ve jeopolitik kırılganlıkların bir aynası.

Enerji Bakanlığı kaynakları, 4 ünitenin 2028’de tam kapasite çalışacağını belirtmişti.

Ancak sahada yaşanan lojistik eksiklikler ve finansal pürüzler, kamuoyunda "acaba?" sorusunu akla getirmiyor değil.

Peki, Akkuyu neden bu kadar kritik?

Sadece bir elektrik santrali mi?

Elbette hayır.

Türkiye, 123 bin megavatı aşan kurulu gücüyle aslında elektriğini üretebiliyor.

Dahası, rüzgar ve güneşten elde ettiği payla dünyanın hızla dönüşen enerji trenine binmiş durumda.
Ancak yenilenebilirin doğası gereği "baz yük" sorunu (rüzgar esmeyince, güneş batınca ne olacak?) devam ediyor.

İşte Akkuyu, bu baz yükü karşılayacak, sürekli ve istikrarlı bir "teknoloji" olarak sunuluyor.

Dünya Enerji oyununda Akkuyu, Stratejik Bir Zorunluluk...

Öte yandan, EPDK'nın kapısında bekleyen tüketici, zam haberlerinden yorgun.

Kurumun sadece "zam yapan" olarak algılanması, yaptığı devasa denetim ve piyasa düzenleme görevlerinin gölgede kalmasına neden oluyor.

Oysa serbest piyasada elektriğin kalitesinden dağıtım şirketinin verimliliğine kadar her adım EPDK’nın denetiminden geçiyor.

Sonuç olarak, Akkuyu Türkiye'nin nükleer enerji varlığında bir "sınav" kağıdıdır.

Eğer 2028’de gerçekten o 4 ünite sisteme dahil olursa, Türkiye’nin enerji sepeti rasyonel bir dengeye kavuşacaktır.

Ancak her gecikme, maliyetin artması ve bağımlılığın sürmesi demektir.

Türkiye artık "enerji üretmek" yetmez, "enerjiyi en verimli ve bağımsız nasıl üretirim?" sorusuna yanıt bulmak zorundadır.

Bu bir ihtiyaç değil, bir zorunluluktur...

Zaman, Akkuyu’nun sadece bir şantiye alanı değil, Türkiye’nin enerji bağımsızlığının bir kalesi olup olmadığını hepimize gösterecek.