Terörsüz Türkiye söylemi ve bitirilmeyen süreç
Türkiye’de “terörsüz Türkiye” söylemi uzun süredir siyasetin en güçlü başlıklarından biri olarak kullanılıyor.
Ancak toplumun önemli bir kesiminde artık şu soru daha yüksek sesle soruluyor: “Madem PKK bitti denildi, neden hâlâ bitmedi?”
Türkiye yaklaşık kırk yıldır aynı cümlenin etrafında dönüp duruyor:
“Bu kez terör tamamen bitecek.”
Her hükümet döneminde farklı isimlerle yürütülen süreçlerin ortak özelliği şu oldu: Büyük umutlarla başladı, büyük söylemlerle sunuldu ama sonunda toplumun zihninde daha fazla soru bıraktı.
Bugün gelinen noktada da benzer bir tablo var.
Aylar önce “PKK silah bırakıyor”, “örgüt tamamen tasfiye oluyor”, “terörsüz Türkiye dönemi başlıyor” denildi.
Kamuoyuna tarihi eşiklerin aşıldığı anlatıldı.
Siyasi iktidar, bu süreci bir devlet başarısı olarak sundu. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yürüttüğü temasların olumlu ilerlediği söylendi.
Toplum, Hükümetin ve özellikle MHP Genel Başkanı DR. Devlet Bahçeli’nin çabalarının ve fedakarlığının bilincinde ve süreci destekliyor.
Ancak terör örgütü ve onu yönetenler bu durumdan çok rahatsız.
Aradan geçen uzun zamana rağmen ortada net bir sonuç olmaması bunu zaten destekliyor...
Toplum şimdi doğal olarak şunu soruyor:
Madem süreç başarıya ulaştı, neden hâlâ kesin bir tasfiye gerçekleşmedi?
Neden örgütün tamamen dağıldığına dair somut bir tablo ortaya çıkmadı?
Ve en önemlisi, Türkiye neden hâlâ aynı güvenlik başlığını konuşuyor?
Çünkü mesele sadece silah meselesi değil.
Terör, yıllardır bölgesel siyasetin en güçlü jeopolitik kartlarından biri haline geldi.
PKK artık yalnızca Türkiye’nin iç güvenlik sorunu olarak değerlendirilmiyor. Irak’tan Suriye’ye uzanan denklemde büyük güçlerin kullandığı bir aparat niteliği taşıyor.
Tam da bu nedenle, örgütün tamamen ortadan kalkması bazı çevrelerin işine gelmiyor.
Ortadoğu’da istikrarsızlık üzerinden kurulan dengeler, terör kartının sürekli masada tutulmasını sağlıyor.
Türkiye ne zaman sahada güç kazansa, bir yerden yeni bir denklem üretiliyor.
Bir bakıyorsunuz Suriye’de başka bir yapı ortaya çıkıyor, başka bir isim altında aynı kadrolar yeniden sahneye sürülüyor.
Türkiye içeride “terör bitti” derken, dışarıda aynı yapının farklı versiyonları desteklenmeye devam ediyor.
İşte toplumun kafasını karıştıran nokta da burada başlıyor...
Eğer gerçekten bir tasfiye süreci varsa, bunun devlet ciddiyetiyle, şeffaf biçimde ve net sonuçlarla yürütülmesi gerekir.
Sürecin merkezinde terör örgütünün taleplerinin ya da örgüt elebaşlarının gölgesinin hissedilmesi, kamuoyunda ciddi güvensizlik oluşturur.
Çünkü Türkiye’de insanlar artık şu soruyu yüksek sesle soruyor,
“Terör örgütü tamamen tasfiye mi ediliyor, yoksa yeni bir pazarlık zemini mi kuruluyor?”
Bu sorunun cevabı verilmeden toplumun ikna olması kolay değil.
Üstelik Türkiye’de mesele yalnızca güvenlik de değil...
Türkiye’de siyaset ekonominin ağır bir yükü altında.
Hayat pahalılığı toplumun her kesimini zorluyor.
Böyle bir dönemde “terörsüz Türkiye” söylemi ister istemez siyasi bir umut başlığına dönüştürülüyor.
Ancak beklenti büyüdükçe sonuç alınamaması da hayal kırıklığını büyütüyor.
Bugün vatandaşın görmek istediği şey sonuçtur...
Silah bırakıldıysa bunun net fotoğrafı nerede?
Tasfiye başladıysa neden hâlâ aynı tehdit dili konuşuluyor?
Türkiye sahada hangi stratejiyi uyguluyor?
Devletin uzun vadeli yol haritası nedir?
Bu sorular cevapsız kaldıkça, toplumdaki kuşku da büyüyor.