Süt/yem paritesi üreticiyi zorluyor
Ulusal Süt Konseyinin (USK) açıkladığı yeni çiğ süt tavsiye fiyatı, sektörün içinde bulunduğu kronik sancıları bir kez daha gündeme taşıdı. 1 Mayıs 2026 itibarıyla geçerli olan 24,30 TL'lik rakam ilk bakışta bir iyileştirme gibi görünse de ahırın kapısından içeri girdiğinizde bu rakamın "can suyu" olmaktan ziyade sadece "nefesi kesilmek üzere olanı hayatta tutma" çabası olduğu aşikârdır.
Ahırdaki hesapla çarşıdaki hesap birbirini tutmuyor...
Sektörün en temel göstergesi olan süt/yem paritesi, bugün üreticiyi zorlayan bir sorun hâline gelmiş durumda. Bir litre süt sattığında hayvanının önüne koyacağı bir buçuk kilo yemi alamayan üretici, matematiksel bir imkânsızlığın içinde kıvranıyor.
Maliyet sarmalı sadece yem değil! İşçilik, enerji ve veterinerlik hizmetlerindeki artış, USK’nın belirlediği rakamı daha kâğıt üzerindeyken eritiyor.
Üretici bugün bir yol ayrımında: Hayvanının karnını mı doyuracak, yoksa evine ekmek mi götürecek? Bu soru bir işletme sorusu değil; vicdani ve insani bir yük hâline gelmiştir.
Hayvancılık sektörü, "Neden yapayım?" sorusunun sosyolojik ağırlığını taşıyor...
Tarım Bakanlığının politikaları ve Ziraat Bankasının sağladığı uzun vadeli, düşük faizli krediler şüphesiz "hesabını bilen" profesyonel işletmeler için birer kalkan görevi görüyor. Ancak hayvancılığı sadece rakamlardan ibaret gören bu bakış açısı, asıl meseleyi, yani üreticinin motivasyonunu ıskalıyor.
Gençlerin köylerden elini eteğini çektiği, emeğin karşılığının "belirsizliğe" mahkûm edildiği bir ortamda üretici, haklı olarak son zamanlarda sıkça duyduğumuz o soruyu soruyor: "Neden yapayım?"
Sabahın dördünde soğuk ahıra giren, bayramı seyranı olmayan, hayvanı hastalandığında uykusu kaçan insanı sadece kredi kolaylığıyla sahada tutamazsınız. Bu, Türk tarımı için sosyolojik bir açmazdır. Üretimi bir yaşam biçimi olmaktan çıkarıp sadece "hayatta kalma mücadelesi"ne dönüştürürseniz o sistem en zayıf halkasından kopar.
İğne ve çuvaldız veya Müslüman mahallesinde salyangoz satmak, adını siz koyun...
Gelin, iğneyi kendimize, çuvaldızı sisteme batıralım. Sistemin hantallığı, aracının kâr hırsı ve maliyetlerin kontrol altına alınamaması bu işin çuvaldız kısmıdır. Ancak üreticinin de "çıkış yolu" olarak her şeyi satıp faize yatırma eğilimi bu toprakların ruhuna aykırı, tabiri caizse Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktır.
Üretimden kopup faiz ekonomisine sığınmak sadece bireysel bir kurtuluş çabasıdır, aynı zamanda toplumsal bir iflasın başlangıcıdır...
Tarım Bakanlığı hayvancılık politikalarını revize ediyor, bu çok iyi bir gelişme... Bizim ülke olarak üretmekten başka çıkış yolumuz yok.
Türkiye, her ne şart altında olursa olsun üretmek zorundadır. Sanayide ve teknolojide olduğu kadar sütün sağımında, tarlanın sürümünde de bu mecburiyet bakidir. 24,30 TL'lik fiyat bugün yaraları sarmaya yetecektir ancak bölgemizdeki savaş ateşi ve ekonomik belirsizlikler ister istemez her sektörü etkilemektedir.
Umarım etrafımızdaki savaş ve ekonomik travmalar son bulur.
Gerçek çözüm; yem maliyetlerini aşağı çeken, üreticiyi sosyal güvence ve itibar anlamında destekleyen, "Neden yapayım?" sorusunun yerine "İyi ki yapıyorum!" dedirten köklü bir yapısal reformdur.