Maden suları güvenli mi?

Hami Fiskeci

Hami Fiskeci

Yazar
Tüm Yazıları

Son günlerde kamuoyuna yansıyan, İsviçre’nin belirli bir parti Türk maden suyunu "yüksek bor" gerekçesiyle geri çağırması,

akıllara hem yerli ürünlerimizin güvenilirliğini hem de denetim mekanizmalarımızın işleyişini getirdi.
Bir tüketim ürünü söz konusu olduğunda, özellikle de sağlığımızı doğrudan etkileyen gıdalarda,
"sınır değerler" konusundaki farklılıklar ve bu süreçlerin şeffaflığı hayati bir önem taşır.

Standartlar, Denetim ve Şeffaflık Önemi!

Türkiye’de maden suları, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan "Doğal Mineralli Sular Hakkında Yönetmelik" kapsamında denetlenmektedir.
Bu yönetmelik, Avrupa Birliği’nin doğal mineralli sular ile ilgili direktifleriyle büyük ölçüde uyumlu olacak şekilde hazırlanmıştır.

Sağlık Bakanlığı, Denetim süreci iki ana aşamadan oluşuyor...

Kaynağın Denetimi, suyun kaynağından çıktığı andaki mikrobiyolojik ve kimyasal parametreler sürekli olarak takip edilir.

Piyasa Gözetimi, dolum tesislerinden çıkan ürünler, periyodik numunelerle Bakanlık tarafından analiz edilir.

Ancak, her ülkenin jeolojik yapısı farklı olduğu için, yerel otoritelerin belirlediği "üst sınır" değerleri
(özellikle ağır metaller veya mineraller konusunda) küçük farklılıklar gösterebilir.
Bor, yer kabuğunda doğal olarak bulunan bir elementtir ve Türkiye gibi termal kaynak açısından
zengin coğrafyalarda sudaki oranının yüksek olması doğaldır.

Avrupa Birliği standartları ve uyumluluk nasıl sağlanıyor...

Türkiye’de üretilen maden suları, Avrupa Birliği standartlarına genel anlamda uyumludur.
Ancak, gıda güvenliği söz konusu olduğunda "uyumluluk", sadece yönetmeliklerin metniyle sınırlı değildir.
Asıl mesele, bu standartların sahada ne kadar sıkı ve şeffaf bir şekilde uygulandığıdır.

Bir ürünün bir ülkede yasal kabul edilip diğerinde geri çağrılması, ürünün "zehirli" olduğu anlamına gelmez,
çoğu zaman bu durum, ülkelerin kendi halk sağlığı politikalarına göre belirlediği "ihtiyatlılık prensibi" farkından kaynaklanır.
İsviçre'nin veya AB'nin çok daha katı bir üst limit belirlemiş olması, Türk üreticilerin bu yeni ve daha sıkı kriterlere
uyum sağlamasını zorunlu kılan bir rekabet ve kalite eşiğidir.

Sağlık Bakanlığı'nın bu tür durumlarda sadece teknik verileri yayınlaması yetmez,
aynı zamanda tüketicide oluşan "güven" kaybını giderecek şeffaf bir iletişim dili kullanması şarttır.

Akla gelen ilk Soru şudur!

Eğer İsviçre gibi bir ülke bu ürünü geri çağırıyorsa,
bizim limitlerimiz ile onların limitleri arasındaki fark nedir ve bu fark neden kaynaklanmaktadır?

Tüketici olarak Sağlık Bakanlığından beklentimiz, Tüketici olarak, içtiği suyun analiz raporlarına,
herhangi bir karmaşaya mahal vermeden, bakanlığın kendi, dijital platformları üzerinden kolayca ulaşabilmelidir.

Çünkü, maden suyu, ülkemizin en değerli doğal kaynaklarından biridir.
Bir markanın veya bir partinin yaşadığı "bor" sorunu, tüm sektörün sağlıksız olduğu anlamına gelmez.
Aksine, bu durum sektörün küresel standartlara (özellikle AB’nin güncel limitlerine) göre kendini sürekli
güncellemesi ve modernize etmesi gerektiğini hatırlatan bir "uyarı zili" olarak görülmelidir.

Tüketiciler olarak bizlerin görevi endişe etmek değil, sorgulamaktır.
Denetleyici kurumların görevi ise sadece cezai işlem uygulamak değil,
gıda güvenliği konusunda uluslararası standartlardaki güncellemeleri
anlık olarak takip edip halkı bilgilendirmektir.

Çünkü sağlıkta "sınır" olmaz ve güven, şeffaflıkla inşa edilir...


Sağlıklı yaşam için sağlıklı ve doğal ürünler tüketilmeli...


Hami Fiskeci