Görünmeyen servet: Kurban derileri neden çöpe gidiyor?
Her Kurban Bayramı’nda Türkiye genelinde milyonlarca hayvan kesiliyor. Kurban kesim alanları hareketleniyor, sofralar bereketleniyor. Ancak madalyonun bir de arka yüzü var ki, orada tam anlamıyla bir “milli servet kaybı” yaşanıyor. Gözümüzün önünde, sadece birkaç gün içinde milyarlarca liralık bir hammadde, yanlış kesim teknikleri nedeniyle parçalanıyor ya da zamanında tuzlanmadığı için çürüyerek çöpe gidiyor.
Rakamlar ürkütücü…
Son yıllardaki verilere baktığımızda, sadece kulaktan dolma yöntemler ve ihmalkârlık yüzünden her yıl yaklaşık 500 bin büyükbaş hayvan derisi heba oluyor. Bu kaybın somut karşılığı ne biliyor musunuz? Tam 10 milyon çift ayakkabı ve 3 milyon adet çanta!
Biz bu potansiyeli kendi ellerimizle toprağa gömer ya da çöpe atarken, ayakkabı, çanta, kemer ve cüzdan üreticilerimiz hammadde bulmakta zorlanıyor, rotayı dış pazarlara çeviriyor ve ithalata bağımlı hâle geliyor.
Dahası da var!
Dünyada yükselen “sıfır atık” ve “döngüsel ekonomi” anlayışının tam merkezinde yer alan jelatin ve kolajen sanayimiz de bu kayıptan nasibini alıyor. Kendi öz kaynaklarımızla besleyebileceğimiz fabrikalarımız, hammadde yetersizliği nedeniyle tam kapasite çalışamıyor.
İTHAL SUNİ DERİYE MAHKÛM OLDUK
Türkiye’de deri sektörü, sırf derisi için hayvan kesimi yapan bir endüstri değil. Sektör, gıda amacıyla tüketilen hayvanların yan ürünlerini işleyerek değer yaratan, doğası gereği sürdürülebilir bir yapıya sahip. Ancak biz bu zinciri Kurban Bayramı’nda koparıyoruz.
Hammadde kıtlığı baş gösterince piyasayı suni deri istila ediyor. Suni deri kullanımının artması, hem küresel pazardaki rekabet gücümüzü zayıflatıyor hem de gerçek deri ürünlerini erişilmesi zor bir lüks segmentine dönüştürerek iç pazarı daraltıyor. Sektör, göz göre göre bir krizin eşiğine sürükleniyor.
Eskiler çok iyi hatırlar; bir dönem Türk Hava Kurumu (THK) bu işin organizasyonunu üstlenirdi. Mahalle mahalle gezilir, deriler usulüne uygun şekilde toplanır, anında tuzlanır ve doğrudan sanayiye aktarılırdı. Sistemin eksikleri ve tartışılan yönleri elbette vardı. Ancak ortada işleyen bir kurumsal hafıza ve toplama ağı mevcuttu.
Bugün ise bu koordinasyondan eser yok. Deriler ya ehil olmayan ellerde ziyan oluyor ya da kontrolsüz bir şekilde çöpe gidiyor. Çoğu zaman da lojistik yetersizlikler nedeniyle daha fabrikaya ulaşamadan bozuluyor.
BİR “DERİ YASASI”NA İHTİYACIMIZ VAR
Bu savurganlık, sadece “aman dikkat edelim” telkinleriyle veya bayram öncesi yayınlanan kamu spotlarıyla çözülebilecek bir aşamayı çoktan geçti. Türkiye’nin ivedilikle kalıcı, çözüm üreten ve denetlenebilir bir yasal çerçeveyi hayata geçirmesi zorunludur.
NELER YAPILMALI?
Sertifikalı kesim zorunluluğu getirilmeli.
Kurban kesim yerlerinde yalnızca belediyelerden veya tarım müdürlüklerinden “deri yüzme eğitimi” almış sertifikalı kasapların çalışmasına izin verilmelidir. Yanlış bıçak darbeleriyle deriyi kullanılamaz hâle getiren uygulamalara karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
Lojistik ve tuzlama altyapısı kurulmalı.
Her kurban kesim merkezine, derilerin anında tuzlanabileceği istasyonlar ve soğuk zincire uygun toplama araçları yerleştirilmelidir.
Yasal takip ve teşvik mekanizması oluşturulmalı.
Kurbanlık hayvanların kulak küpe numaraları üzerinden deri takibi yapılmalıdır. Derisini sanayiye kazandıran vatandaşlara veya kesim merkezlerine çeşitli teşvikler verilirken, milli servetin israf edilmesine neden olan uygulamalara çevresel yaptırımlar uygulanmalıdır.
Deri, bağırsak ve benzeri stratejik yan ürünlerin çöpe gitmesi sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda ekolojik bir vebaldir. Kendi hammaddemizi çöpe atıp dışarıdan deri ithal ettiğimiz bu absürt döngüye son vermenin vakti çoktan geldi.
Her bayram milyarlarca lirayı toprağa gömmeye ve kendi sanayimizi baltalamaya devam etmeyelim.