Eğitimde nihayet ‘güvenli ve temiz’ bir milat başlayacak!

Hami Fiskeci

Hami Fiskeci

Yazar
Tüm Yazıları

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan uzun yıllardır beklenen, adeta kangren haline gelmiş iki temel sorun için nihayet radikal ve somut adımlar geliyor. Okullarda tırmanan şiddet olaylarının önüne geçmek adına sabit güvenlik personeli istihdamı ve kesintisiz kamera sistemine geçiş kararı ile temizlik krizini kökten çözecek sabit temizlik personeli uygulaması hayata geçiriliyor.

Yıllardır her eğitim-öğretim yılı başında velileri kara kara düşündüren, okul aile birliklerinin omuzlarına birer yük olarak binen bu iki hayati mesele, nihayet kurumsal bir standarda kavuşacak. Evet, “kısmet bugünlereymiş” dedirtiyor insana ama zararın neresinden dönülürse kârdır. Okul binalarını hijyenik ve güvenli kılmadan o binaların içinde sağlıklı bir nesil yetiştirmeyi beklemek zaten en başından beri büyük bir tezat oluşturuyordu.

Ancak eğitim, sadece koridorları temizlemek ve kapısına kilit vurmakla kurtarılacak bir alan değil. Fiziki şartlardaki bu memnuniyet verici standartlaşma hamlesinin eğitimin yapısal ve ruhsal alanlarına da acilen sirayet etmesi gerekiyor.

Sırada ne var? Ruhsal Güvenlik ve Rehberlik Standartları...

Okullarda fiziki güvenliği kamera ve personelle sağlanır. Peki ya çocuklarımızın ruhsal güvenliği? Bugün okullardaki en büyük eksikliklerden biri, rehberlik hizmetlerinin okulun mevcut öğrenci yoğunluğuna göre dinamik bir şekilde planlanamamasıdır. Dahası, rehberlik odaları ekseriyetle okulların en ücra köşelerinde, bodrum katlarında ya da merdiven altlarında “kenarda kıyıda” kalmış alanlara sıkıştırılıyor.

Oysa rehberlik, bir okulun kalbidir. Öğrencinin derdini, kaygısını, maruz kaldığı akran zorbalığını çekinmeden anlatabileceği rehberlik odaları, okulların en görünür, en ulaşılabilir ve en nezih yerinde standart hale getirilmelidir. Sayıca yetersiz rehber öğretmen kadroları, okul mevcutlarına göre optimize edilmediği sürece fiziki güvenlik önlemleri bir noktada yetersiz kalmaya mahkumdur.

Öğretmenin feryadı var, sınıfta kalma şart olmalı ki, başarı ile başarısızlık meydana çıksın...

Eğitim dünyasının yıllardır kanayan bir diğer yarası ise disiplinsizliğin ve ödev bilincinin önünü açan, başarıyı değersizleştiren “bırakmama” politikasıdır. Bugün sınıflarda öğretmenlerin adeta feryat ettiği konu nettir; sınıfta kalma sisteminin hakkıyla yeniden hayata geçirilmesi.

Barajı geçemeyen, hiçbir sorumluluk almayan, arkadaş grubunun ve sınıfın huzurunu bozan öğrencinin “nasıl olsa geçiyorum” rahatlığı, eğitim kalitesini dipten aşağı çekmektedir. Eğitimde adalet, çalışanla çalışmayanın ayırt edilmesidir. Öğretmenin elindeki not ve disiplin yaptırımını zayıflatırsanız, müfredatı ne kadar mükemmel yaparsanız yapın sahada karşılık bulamazsınız.

İsteyince zor kolay olur, yeter ki samimi olalım...

Müfredatta da benzer bir vizyoner iyileştirme beklentisi toplumun tüm kesimlerinde mevcut. Ezberden uzak, çağın dinamiklerine uygun ve ahlaki değerleri merkeze alan bir müfredat reformu, bu zincirin en önemli halkası olacaktır.

Son adımlar bizlere bir kez daha gösterdi ki, eğitimde sorun çok ama istenirse, irade gösterilirse yapılamayacak hiçbir şey yok. Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’in fiziki şartlarda başlatacağı bu standartlaşma hamlesini ayakta alkışlıyoruz. Aynı kararlılığı rehberlik hizmetlerinde, sınıfta kalma sisteminde ve müfredat reformunda da görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Çünkü güçlü bir gelecek özgüvenli, donanımlı, inisiyatif kullanabilen eğitimciler ve ancak standardı yüksek, disiplinli ve güvenli okullarla inşa edilir...