Anadolu’nun sarı gelini: Buğday

Hami Fiskeci

Hami Fiskeci

Yazar
Tüm Yazıları

Buğday; Anadolu ve Trakya topraklarının sadece temel gıdası değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bağımsızlığımızın "altın" anahtarıdır. Ancak son üç yıla baktığımızda; üretimin 2023 yılında 22 milyon ton, 2024 yılında 20,8 milyon ton ve 2025 yılında 17,9 milyon tona gerilemesi, tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor.

Bu gerilemenin ana nedeni ise kuraklıktır.

2026 yılı bol yağmurlu başladı; bereketli olsun inşallah. Türkiye’nin buğday karnesindeki açık, son üç yıldır ithalatla kapatılıyor. Tabloyu incelediğimizde, bazı illerde üretim artarken bazılarında azalıyor. Bu durum bizlere gösteriyor ki; tarımda artık "bölgesel iklim krizleri", genel politikalardan daha belirleyici bir hale gelmiş durumda.

BUĞDAYDA NEREYE GİDİYORUZ?

Türkiye’de buğday üretimi, kuraklık ile "girdi maliyetleri" arasına sıkışmış durumda. Eğer bu eğilim devam ederse, Türkiye stratejik bir ürün olan buğdayda dışa bağımlılığını (ithalatı) artırmak zorunda kalabilir. Ancak 2026 yılı, bu karamsar tabloyu tersine çevirmek için gökyüzünden bir fırsat sunuyor.

Soru şu: 2026 yağışları kurtarıcı mı, yoksa yeni bir risk mi?

2026 yılına girdiğimiz şu günlerde Türkiye, son 66 yılın en yüksek yağış rekorlarından birini kırdı. Özellikle Şubat ve Mart aylarındaki bereketli yağışlar, toprakta "nem doygunluğu" sağladı.

Peki, bu yağışlar üretimi nasıl etkileyecek?

Rekolte beklentisi son derece yüksek. 2025’teki 17,9 milyon tonluk dip seviyenin ardından, 2026’da üretimin 23 ile 25 milyon ton bandına sıçrayabileceği öngörülüyor. Yani yağış, verimi doğrudan "şahlandıracak."

Ancak yağışın çok olması her zaman "tamamen iyi" demek değildir:

  • Hastalık Riski: Aşırı nem, buğdayda pas hastalığı (mantar) riskini artırır.

  • Yatma Riski: Başak dolum döneminde gelecek şiddetli yağışlar, buğdayın "yatmasına" neden olarak hasadı imkansız hale getirebilir.

  • Kalite Endişesi: Çok yağış kantiteyi (miktarı) artırsa da, eğer doğru zamanda güneş açmazsa süne zararlısı ve düşük protein gibi kalite sorunları baş gösterebilir.

ÜRETİMİ SADECE YAĞMURA BIRAKMAK OLMAZ!

2026’daki yağışlar bize bir "can suyu" verdi; barajlar doldu, toprak uyandı. Ancak sadece yağmura güvenerek tarım politikası yönetilemez. Türkiye’nin yolu; iklime dayanıklı tohum çeşitlerine geçmek, sulama altyapısını modernize etmek ve üretim kaybını durduracak "bölgesel teşvik" modellerini hayata geçirmekten geçiyor.

Gökyüzünden bereket yağıyor... Öyleyse şimdi sıra, toprakla uğraşan üreticimizin elini tutmakta.

Önemli bir diğer soru da şudur: Eğer bu yıl rekolte 25 milyon tona çıkarsa, bu bolluğu yönetecek depolama ve fiyat politikasına hazır mıyız? 2026 hasadında beklenen bu artış, marketteki ekmek fiyatlarına doğrudan yansır mı yoksa aracıların kâr marjında mı kaybolur?

Bekleyip göreceğiz...