Adapazarı şeker fabrikası ve kaybedilen gelecek
Sakarya’nın bereketli toprakları, 1953 yılından bu yana sadece pancar değil, aynı zamanda bir Cumhuriyet vizyonu yetiştirdi.
12 Eylül 1952’de atılan temeller, sadece betondan bir fabrika binası değil.
Yerli üretimin, sanayileşmenin ve çiftçinin omuz omuza verdiği bir kalkınma hamlesinin sembolüydü.
Türkiye’nin anonim şirket statüsünde kurulan ilk, Cumhuriyet döneminin ise beşinci şeker fabrikası olan Adapazarı Şeker Fabrikası, tam 73 yıl boyunca bu topraklara hayat verdi.
Ancak bugün, bu köklü geçmişin üzerine karanlık bir perde iniyor.
2026 yılı itibarıyla fabrikanın Yıldız Holding bünyesinden çıkıp Bor Şeker’e devredilmesi ve ardından gelen "üretimin durdurulması" kararı, sadece bir ticaret değişikliği değil, bir stratejik yıkımdır.
Stratejik bir ürünü lojistik çıkmazına sürüklemek ne kadar doğrudur, zaman bunu acı bir şekilde bize hatırlatacaktır...
2 tane soru geldi aklıma 1'incisi 500 dönümlük Adapazarı Şeker fabrikasının arazisi ne olacak?
Sanırım o arazi üzerinde epey hesap kitap yapılıyor.
Bizde yakından takip edeceğiz.
2'incisi Adapazarı Şeker Fabrikası Türk Şeker'e devredilip işletilebilirdi! neden yapılmadı?
Şeker pancarı ve şeker, sadece bir gıda maddesi değil, dünyanın en stratejik ürünleri arasında yer alır.
Artan dünya nüfusu ve yükselen gıda talebi karşısında, şeker arzını kendi topraklarınızda güvence altına almak bir milli güvenlik meselesidir.
Peki, ne oldu da 73 yıl boyunca tıkır tıkır işleyen bu mekanizma bugün "verimsiz" veya "işletilemez" hale geldi?
Sakarya’nın pancarını kamyonlara yükleyip yüzlerce kilometre ötedeki Niğde’ye taşımak, hangi ekonomik aklın ürünüdür? Nakliye maliyetlerinin, karbon ayak izinin ve lojistik risklerin göz ardı edildiği bu modelde, ne üreticinin emeği korunabilir ne de nihai ürünün maliyeti tüketici için erişilebilir kalabilir.
"Devlet Üretmez" Ezberinin Bedeli
Yıllardır süregelen "Devlet şeker üretir mi?", "Özelleştirilince her şey daha verimli olacak" söylemleri aslında yerli sanayinin adım adım tasfiyesinin kılıfı haline geldi.
Gelişmiş ülkeler modellerine baktığımızda, tarımsal sanayinin ve stratejik gıda üretiminin, piyasanın insafına terk edilmediğini, aksine devlet eliyle korunduğunu ve desteklendiğini görüyoruz.
Tarımını ve şekerini dışa bağımlı hale getiren bir ülkenin, gıda egemenliğinden bahsetmesi mümkün değildir.
Adapazarı Şeker Fabrikası’nın kapanışı, sadece birkaç yüz kişinin işsiz kalması demek değildir.
Bu bir ekosistemin çöküşüdür...
Çiftçinin Çaresizliği, Pancar üreticisi, fabrikanın kapandığı bir bölgede üretim motivasyonunu kaybedecek, başka ürünlere veya şehir merkezlerine göç etmeye zorlanacaktır.
Bölgesel Ekonominin Daralması, Fabrikanın yarattığı tedarik zinciri, yan sanayi ve istihdam dalgası,
Adapazarı’nın ekonomik canlılığına vurulmuş ağır bir darbedir.
Kültürel Belleğin Kaybı, Bir şehrin kimliğini oluşturan sanayi mirasları yok edildiğinde, o şehrin hafızası da silinir.
Şimdi sormak gerekiyor, bu özelleştirme ve devir süreci, kime hizmet ediyor?
Üreticiye mi?
Tüketiciye mi?
Yoksa sadece kısa vadeli kâr ve lojistik rant hesaplarına mı?
Cumhuriyet’in 1950’li yıllarda kıt kanaat imkanlarla kurduğu, sanayileşme ateşiyle yanan o vizyon,
bugün modern çağın "maliyet bahane edilerek kapatma" kolaycılığına kurban ediliyor.
73 yıllık bir sanayi çınarının, niçin daha verimli hale getirilip modernizasyon yatırımları yapılmak yerine "Niğde’ye taşınması" seçildi?
Bu kararın arkasındaki gerekçeler şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmalı, aksi takdirde bu durum,
bir sanayi tesisinin değil, bir şehrin geleceğinin tasfiyesi olarak anılacaktır.
Adapazarı Şeker Fabrikası’nın bacası bir daha tütmeyecekse, Sakarya’nın o bereketli toprakları üzerindeki üretim iradesi de sönmeye yüz tutacak demektir.
Unutulmamalıdır ki, toprak, üzerinde ter dökülmediği sürece sadece tozdan ibarettir...