Toros ve Amanoslardan gelen şifa yolculuğu: 22 yıllık bir mücadelenin hikâyesi
Şifa Allah’tandır… İnsan ise yalnızca vesiledir.
Benim payıma düşen; mücadele etmek, araştırmak, öğrenmek ve Rabb'imin verdiği azimle yola devam etmektir. Yaklaşık 22 yılı aşkın süredir devam eden bu şifa yolculuğu, yalnızca bitkileri tanıma serüveni değil; aynı zamanda sabrın, emeğin, fedakârlığın ve insan hikâyelerinin iç içe geçtiği uzun bir hayat mektebi olmuştur.
Bu yolculuk boyunca özellikle Doğu Akdeniz coğrafyası benim için büyük bir ilham kaynağı oldu. Mersin, Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Hatay çevresindeki Toros ve Amanos Dağları; sadece dağlardan ibaret değil, adeta yaşayan bir şifa hazinesidir. Bu bölgelerin en büyük özelliği, Akdeniz’e paralel uzanan yüksek dağ silsilelerinin, denizden gelen iyot yüklü nemle beslenmesidir. İşte bu iklimsel denge sayesinde bölgede yetişen birçok endemik ve aromatik bitki, çok güçlü karakteristik özellikler taşımaktadır.
Dağların sert kayalıklarında yetişen bir kekik, ovadakinden farklıdır. Yüksek rakımda rüzgârla mücadele ederek büyüyen bir geven, bir adaçayı ya da yabani bir ardıç; doğanın zorlu şartları altında adeta özünü yoğunlaştırır. Belki de bu yüzden bu coğrafyada yetişen bitkiler, yüzyıllardır halk arasında şifa kaynağı olarak görülmüştür.
Ancak mesele yalnızca bitkiler değildir… Asıl değer, bu bilgiyi nesilden nesile taşıyan insanlardır.
Bugüne kadar tam 181 köy gezdim. Her köyde başka bir hikâye, başka bir hayat, başka bir tecrübe vardı. Kimi zaman dağın başında yaşayan bir Yörük'ün çadırında sabahladım, kimi zaman yaşlı bir şifacının anlattığı kadim bilgileri dinledim. Şerife Nine’nin otlarla ilgili hafızası, Sınıkçı Osman Amca’nın kemik ve kırıklar üzerine yılların deneyimi, Yörük Musa’nın doğayı okuma kabiliyeti… Bunların her biri benim için adeta yaşayan bir üniversite oldu.
Bugün modern dünyanın küçümsediği birçok bilgi, aslında bu insanların hayatında tecrübeyle yoğrulmuş gerçeklerdi. Çünkü onlar doğayı yalnızca izlemiyor, onunla birlikte yaşıyorlardı. Hangi bitki hangi mevsimde toplanır, hangi kök ne zaman sökülür, hangi yaprak güneşte değil gölgede kurutulur… Bunlar kitaplardan değil, hayatın içinden öğrenilmiş bilgilerdi.
Bu zorlu yolculuklarda ailemin desteği ise en büyük gücüm oldu. Eşim ve küçük kızım Elif Feyza’nın, dağ köylerine yaptığım uzun ve yorucu yolculuklarda hiçbir zaman yanımdan ayrılmaması bana ayrı bir kuvvet verdi. Bazen çamurlu yolları geçtik, bazen saatlerce dağ yollarında ilerledik. Ama her zorluğun sonunda yeni bir bilgiye, yeni bir insana ve yeni bir umuda ulaştık.
Yıllar boyunca verdiğimiz emeğin karşılığında, Rabb'imin lütfuyla hayal bile edemeyeceğim sonuçlara şahit oldum. Doğadan elde edilen özlerin, yağların ve bitkisel çalışmaların insanlar üzerindeki etkilerini gördükçe; toprağın, bitkinin ve insan emeğinin birleştiğinde ne kadar büyük bir bereket ortaya çıkardığını daha iyi anladım.
Bu süreç bana şunu öğretti: Şifa yalnızca bir ürün değil, bir niyet meselesidir. Şifa; emek, sabır, samimiyet ve insan sevgisiyle yoğrulan uzun bir yolculuktur.
Bugün geriye dönüp baktığımda; dağ yollarında geçen yılların, çekilen zorlukların, yapılan fedakârlıkların boşa olmadığını görüyorum. Çünkü her mücadele insanı olgunlaştırır, her yolculuk insana yeni bir pencere açar. Ve bazen bir dağ köyünde içilen bir bardak çay, insanın yıllarca aradığı hakikatin kapısını aralayabilir.
Şükürler olsun ki Rabb'im bana bu yolu yürümeyi nasip etti.
Bugün hâlâ öğrenmeye, araştırmaya ve üretmeye devam ediyorum. Çünkü doğa, kendisini gerçekten anlamaya çalışanlara her zaman yeni sırlar fısıldar.