Haydi suçluyu beraber bulalım
Belki de bu sorunun tek bir cevabı yok. Belki de mesele, bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı hataların toplamıdır.
Toprağın dilini anlamayan bir sistemde, en kıymetli şey bile değersiz kalır. Leonardit… Yani toprağın organik hafızası. Verimi artıran, toprağın yapısını iyileştiren, su tutma kapasitesini yükselten bir madde. Ama ne yazık ki, onu tanımlayanlar bile tam olarak ne olduğunu anlatamıyor.
Bir tarafta tarım politikaları… Leonarditin değerini yeterince kavrayamayan bir yaklaşım.
Diğer tarafta enerji perspektifi… Kalorisi yok, yakıt değil ama yine de “enerji hammaddesi” gibi sınıflandırılıyor. Bu, sadece teknik bir hata değil; bakış açısının sorunu.
Ve belki en kritik halka: ekonomi yönetimi. Gübreye sıfır KDV uygulanırken, leonarditin gübre sayılmaması ve yüksek vergiye tabi tutulması… Bu sadece bir vergi meselesi değil; üretimin önüne konulan görünmez bir duvar. Rekabet gücünü kıran, yerli üreticiyi zayıflatan bir tercih.
Ama hikâyenin en sessiz tarafı da var: çiftçi.
Toprağın gerçek sahibi.
Yıllardır alışkanlıklarla, dayatmalarla, ezberlerle üretim yapan… Belki de sorgulamayan, araştırmayan, alternatifleri yeterince zorlamayan bir profil.
Peki sonuç?
Toprak yorgun.
Verim düşüyor.
Maliyet artıyor.
Çiftçi kazanamıyor.
O halde suçlu kim?
Belki de sorun, tek bir kurumda ya da tek bir kesimde değil.
Bilginin eksik olduğu yerde politika körleşir.
Politikanın hatalı olduğu yerde ekonomi sapar.
Ekonominin yanlış yönlendirdiği yerde üretici çaresizleşir.
Ve en sonunda kaybeden hep aynı olur:
Toprak.
Çünkü toprak, ihmali affetmez.
Onu anlamayanı da, ona değer vermeyeni de bir gün susturur.
Asıl soru şu:
Suçlu aramaya devam mı edeceğiz, yoksa toprağın gerçeğiyle yüzleşip doğruyu birlikte mi kuracağız?