Hayat toprakta başlar, toprakta biter

Enver Baltaş

Enver Baltaş

Yazar
Tüm Yazıları

Toprağın dilini anlamadan bereketin sırrını anlayamayız

Hayat toprakta başlar, yine toprağa döner.

Toprak yalnızca üzerinde yürüdüğümüz bir zemin değildir. Toprak; yaşamın, üretimin, beslenmenin ve bereketin temel kaynağıdır. O, Ana'dır; verendir, besleyendir, sabır ve merhamet abidesidir.

Bağrına küçücük bir tohum bırakırsınız; uygun şartları sağladığınızda o tohum kök salar, filizlenir, büyür ve yüzlerce, hatta binlerce yeni tohum verebilir.

Peki biz toprağın dilinden anlayabiliyor muyuz?

Toprak ne ister?

Ne istemez?

Toprağın dili var mıdır?

Kendini bize nasıl anlatır?

Aslında bütün bu soruların cevabı toprağın kendisinde gizlidir.
Toprağın dili vardır.
Toprak konuşmaz; fakat bize sürekli mesaj verir.

Verimin düşmesi, bitkinin zayıf gelişmesi, köklerin yeterince ilerlememesi, yaprakların renk değiştirmesi, hastalık ve zararlıların artması, suyun toprakta tutulamaması veya toprağın zamanla sertleşmesi...

Bunların her biri toprağın bize söylediği birer cümledir.

Biz çoğu zaman yalnızca bitkiye bakıyoruz. Oysa bitkinin geleceği, büyük ölçüde köklerinin bulunduğu ortam tarafından belirleniyor.

Sağlıklı bitki için önce sağlıklı toprak gerekir.

Toprak, bitkiye yalnızca mineral vermez

Bir tohumun yaşam yolculuğu toprakla başlar.

Bitkinin gelişiminde azot, fosfor ve potasyum başta olmak üzere birçok besin elementi görev yapar. Fosfor kök gelişimi ve enerji metabolizmasında, azot bitkinin vejetatif gelişiminde ve protein oluşumunda, potasyum ise su dengesi, dayanıklılık ve birçok fizyolojik süreçte önemli roller üstlenir.

Bunun yanında demir, çinko, mangan, bor, bakır, molibden ve diğer mikro elementler de bitkinin sağlıklı gelişimi için gereklidir.

Ancak burada çok önemli bir gerçek vardır:

Toprakta bir elementin bulunması, bitkinin onu mutlaka kullanabildiği anlamına gelmez.

Asıl mesele, besin elementlerinin bitkinin yararlanabileceği forma dönüşmesi ve kök bölgesinde uygun koşulların oluşmasıdır.

İşte burada toprağın biyolojik hayatı devreye girer.

Toprağın görünmeyen ordusu: Mikroorganizmalar

Bir avuç sağlıklı toprak, gözümüzle göremediğimiz sayısız canlı organizmaya ev sahipliği yapabilir.

Bakteriler, mantarlar ve diğer toprak canlıları; organik maddelerin parçalanmasında, besin elementlerinin dönüşümünde ve toprak ekosisteminin devamlılığında önemli görevler üstlenir.

Bu nedenle toprağı yalnızca bir kimyasal depo olarak görmek büyük bir eksikliktir.

Toprak aynı zamanda canlı bir ekosistemdir.

Ve bu ekosistemin güçlü kalabilmesi için organik madde büyük önem taşır.

Organik madde: Toprağın can damarı

Organik madde toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini etkileyen temel unsurlardan biridir.

Toprağın su tutma kapasitesine, yapısına, agregat oluşumuna ve mikrobiyal faaliyetlerine katkı sağlayabilir.

Organik maddesi azalan toprak zamanla yapısını ve canlılığını kaybedebilir. Bu durum yalnızca verimi değil, sürdürülebilir tarımsal üretimi de tehdit eder.

Burada leonardit ve humik maddeler önemli bir tarımsal kaynak olarak karşımıza çıkar.

Leonardit, yüksek oranda humik maddeler içerebilen, oksitlenmiş linyit kökenli doğal bir materyaldir.

Uygun özellikteki leonarditin tarımda kullanılması; toprak yapısının, organik madde düzeyinin ve besin maddelerinin yarayışlılığının iyileştirilmesine katkı sağlayabilir.

Fakat burada da bilimsel bir ayrım yapmak gerekir:

Leonardit bir mucize madde değildir; doğru toprak analizinin, doğru gübrelemenin ve doğru tarımsal yönetimin yerine geçmez.

Onun gerçek değeri, toprağın mevcut yapısını ve biyolojik süreçlerini destekleyen bir araç olarak değerlendirilmesindedir.

Toprağı beslemeden bitkiyi besleyebilir miyiz?

İşte asıl mesele budur.

Yalnızca bitkiye sürekli dışarıdan besin vermeye odaklanmak yerine, bitkinin köklerinin yaşadığı toprağın durumunu da düzeltmek zorundayız.

Çünkü güçlü bir kök sistemi için uygun fiziksel yapı, yeterli su, hava, organik madde, dengeli pH, yarayışlı besin elementleri ve aktif bir toprak biyolojisi birlikte düşünülmelidir.

Toprağı ıslah etmek, yalnızca toprağa bir madde eklemek değildir.

Toprağın analiz edilmesi, eksiklerinin belirlenmesi, organik madde yönetiminin yapılması, uygun gübreleme programının oluşturulması, sulamanın doğru yönetilmesi ve toprak canlılığının korunması bir bütündür.

Dönelim başa: Toprağı anlamaya

Bugün tarımın en büyük meselelerinden biri yalnızca daha fazla üretmek değil, aynı toprağın yarın da üretmeye devam edebilmesini sağlamaktır.

Toprağı tüketirsek geleceği tüketiriz.

Toprağı korursak yalnızca bugünün mahsulünü değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın sofrasını da koruruz.

Bu yüzden benim için tarımın temel sorusu şudur:

“Bu yıl kaç ton ürün aldım?” değil,

“Bu toprağı gelecek yıllara nasıl daha güçlü bırakacağım?”

İşte gerçek sürdürülebilirlik burada başlar.

Toprağın dilini dinlemek gerekir.

Toprak bize bazen verimiyle, bazen çatlamasıyla, bazen rengini ve yapısını değiştirmesiyle, bazen de yetiştirdiği bitkinin zayıflığıyla konuşur.

Yeter ki biz onu dinlemeyi bilelim.

Çünkü toprak Ana'dır.

Ona bir tohum bırakırsınız; karşılığında hayat verir.

Ama unutmayalım:

Toprak ne kadar sağlıklıysa, kök o kadar güçlü; kök ne kadar güçlüyse, bitki o kadar dirençli; bitki ne kadar sağlıklıysa, tarım o kadar sürdürülebilirdir.

Ve belki de insanlığın yeniden öğrenmesi gereken en önemli gerçek şudur:

Toprağı beslemek, geleceği beslemektir.

Toprağı korumak, hayatı korumaktır.

Hayat toprakta başlar, toprakta biter.

Bereket ise toprağı anlayan ellerde büyür.