Defne: Akdeniz’in yeşil altını

Enver Baltaş

Enver Baltaş

Yazar
Tüm Yazıları

Akdeniz’in dağlarında yeni bir sezon başladı.
Defne sezonu…
Kimi için ormanda yetişen sıradan bir ağaç, kimi için mutfakta kullanılan bir baharat olabilir.
Ama bilen için defne; Akdeniz’in yeşil altınıdır.
Çünkü defnenin hikâyesi yalnızca yapraktan ibaret değildir.
Yaprağı baharat olur.
Yaprağından uçucu yağ elde edilir.
Tohumu değerli sabit yağın kaynağıdır.
Bu yağ; sabun, krem, şampuan ve çeşitli doğal ürünlerin Ham maddesine dönüşebilir.
Yani bir defne ağacının değeri, yalnızca dalındaki yaprakla ölçülemez.

KASIMDA BAŞLAYAN BİR EMEK HİKÂYESİ

Defne tohumu hasadı sonbaharla birlikte başlar. Özellikle kasım ayı civarında başlayan hasat dönemi, yöre insanı için yoğun bir emek dönemidir.
Dağlardan toplanan tohumlar, geleneksel yöntemlerle işlenir.
Kazanlar kurulur.
Su kaynar.
Defne tohumu işlenir.
Ve ortaya çıkan yağ, yüzyıllardır bölge insanının bildiği doğal üretim kültürünün önemli bir parçasını oluşturur.
Burada asıl dikkat çekilmesi gereken şey şudur:
Bu bilgi fabrikada başlamadı.
Bu bilgi, Anadolu'nun köylerinde, dağlarında ve insanlarının hafızasında oluştu.
Bugün modern teknolojiyle buluşturulması gereken de işte bu kadim bilgidir.

HAM MADDEYİ SATAN DEĞİL, DEĞERE DÖNÜŞTÜREN KAZANIR

Artık dünyada doğal ürün ekonomisi büyüyor.
İnsanlar bitkisel yağları, doğal kozmetik ürünlerini, aromatik ürünleri ve sürdürülebilir Ham maddeleri daha fazla önemsiyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Dağlarımızdaki zenginliği sadece Ham madde olarak mı görüyoruz?
Asıl soru budur.
Defneyi toplamak önemlidir.
Ama asıl mesele defneyi ürüne dönüştürmektir.
Yaprağı işlenecek.
Tohumu değerlendirilecek.
Yağı çıkarılacak.
Standardizasyonu yapılacak.
Kalitesi belirlenecek.
Markalaşacak.
Katma değerli ürünlere dönüşecek.
Ve mümkünse dünya pazarlarına çıkacak.
Çünkü Akdeniz’in dağlarından çıkan değer, yine Akdeniz insanının cebine girmelidir.

DEFNEDE BİR BAŞKA GERÇEK DAHA VAR

Defne bize sadece ekonomik bir fırsat sunmuyor.
Bize doğayla nasıl ilişki kurmamız gerektiğini de öğretiyor.
Doğadan aldığımız kadar doğaya vermeyi de bilmek zorundayız.
Sürdürülebilir hasat yapılmadan, doğal alanlar korunmadan, gençleşme ve yeniden üretim gözetilmeden yapılan her çalışma geleceğimizden eksiltir.
Bugün kazanmak uğruna yarının defnesini tüketemeyiz.
Çünkü defne sadece bizim değil, gelecek nesillerin de hakkıdır.

RİTÜELLERİN KAHRAMANI, AKDENİZ’İN KÜLTÜR MİRASI

Defne, yalnızca ekonomik bir bitki değildir.
Tarihin, mitolojinin ve Akdeniz kültürünün içerisinde kendisine özel bir yer edinmiştir.
Binlerce yıllık kültürel hafızada defne; zaferin, onurun, temizliğin ve doğayla kurulan ilişkinin sembollerinden biri olmuştur.
Bugün ise aynı bitki bize başka bir şey söylüyor:
“Beni sadece toplama, beni değerlendir.”

KIRSAL KALKINMANIN GÜÇLÜ ADAYI

Defne üretiminin doğru planlanması, yöre insanına yeni gelir kapıları açabilir.
Hasattan işlemeye, yağ üretiminden kozmetiğe, sabundan şampuana, ambalajlamadan ihracata kadar uzanan bir zincir oluşturulabilir.
Bu zincirin her halkası bölgede istihdam ve katma değer oluşturabilir.
İşte bu nedenle defneye sadece bir orman ürünü olarak değil, kırsal kalkınma ve doğal ürün sanayisinin stratejik Ham maddelerinden biri olarak bakmalıyız.

ARTIK DEFNENİN DEĞERİNİ BİLME ZAMANI

Akdeniz’in dağlarında defne yeniden kendisini hatırlatıyor.
Yapraklarıyla…
Tohumlarıyla…
Yağıyla…
Kokusu ve kültürüyle…
Şimdi bize düşen görev belli:
Defneyi tüketmek değil, defne ekonomisini büyütmek.
Üreticiyi korumak.
Doğayı korumak.
Geleneksel bilgiyi bilim ve teknolojiyle buluşturmak.
Ham maddeyi katma değerli ürüne dönüştürmek.
Ve Akdeniz’in yeşil altınını dünya markasına çevirmek.
Çünkü bu topraklarda sadece defne yetişmiyor.
Bir ekonomik gelecek yetişiyor.
Ve o geleceğin adı:

DEFNE.