Yükselen binalar, yıkılan değerler
Cumhuriyetimizin 102. yılı büyük bir coşkuyla kutlandı.
Ancak bu coşkunun gölgesinde unuttuğumuz bir gerçek var:
Cumhuriyet, sadece bir rejim değil; bir ahlak ve örnek bir duruştur.
Atatürk bu ülkeyi yalnızca bağımsız kılmadı; aklın, vicdanın ve adaletin hüküm süreceği bir düzenin temellerini attı.
“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesillerden söz ederken bir siyaset değil, bir karakter inşa ediyordu.
O günlerin Türkiye’sinde fabrika bacaları ilk kez tütüyor, kadınlar ilk kez seçme ve seçilme hakkına kavuşuyor, köy çocukları kara tahtada “vatan” kelimesini öğreniyordu.
Ve bir köyde çobanlık yapan Cumhuriyet çocuğu, azmiyle gelip Ankara’da Başbakan olabiliyordu.
Yoksulluk içinde umut, yıkıntılar arasında üretim vardı.
Tarlalarda alın teri, ahırlarda bereket vardı.
Bugün ise köylerde insan kalmadı. Üreten çiftçi yok oldu. Üretim yerine tüketim var.
Binalar yükseliyor ama ahlak çöküyor.
Koltuklar büyüyor ama insan küçülüyor.
Teknoloji konuşuyor ama vicdan susuyor.
Atatürk’ün hedefi “muasır medeniyet”ti.
O gün bu millet, o medeniyetin laboratuvarındaydı.
Kendi uçağını yapan, kendi sanayisini kuran bir ülkeydik.
Bugün bir otomobil üretildi diye övünülüyor ama parçalarının yarısının dışarıdan geldiği iddia ediliyor.
Zamanında uçak yapan bu milletin evladı, bugün uçak bileti almakta zorlanıyor.
O günün Cumhuriyeti üretendi; bugünün düzeni ise tüketmekle övünüyor.
Dünya teknolojide çağ atladı ama biz hukukta, liyakatte ve teknolojide geride kaldık.
Adaletin terazisi eğildi.
Emeğin değeri ucuzladı.
Siyasetin dili yalanla yoğruldu.
Atatürk’ün Cumhuriyeti akılla yönetiliyordu; bugün ise alkışla yönetiliyor.
Onun çağdaşlık anlayışı yalnızca bilimi değil, erdemli olmayı da içeriyordu.
Teknoloji ithal edildi ama ahlak ihraç edildi.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındayız; ama hâlâ birinci yüzyılın dersini veremiyoruz.
Üretim olmadan kalkınma, yolsuzluk bitmeden ilerleme, adaletli paylaşım olmadan büyüme olmaz.
Bir ülkede tank, top, uçak olabilir; olmalı da… Ama yetmez.
Yönetmek adaletle mümkündür.
Bir millet, teknolojisiyle birlikte vicdanıyla ayakta kalır.
Bugün ihtiyacımız olan şey; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i korumak, güçlendirmek ve onu çağın gereklerine uygun biçimde büyütmektir.
O Cumhuriyet, dünyaya meydan okuyan bir karakterdi.
Bilimde, sanayide, kültürde, adalette bir onur duruşuydu.
Ve bugün yapılması gereken; o onuru yeniden ayağa kaldırmak, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkmaktır.