Ülkenin en büyük ihracatı: Gençleri
Dün bir gençle konuştum. Diploması var. Yabancı dili var. Bilgisayar bilgisi var. Ama hayali yok. Çünkü hayal kurmak için umut gerekir. Ve bu ülkede artık gençler hayal değil, vize tarihi kovalıyor.
Eskiden gençler iş arardı. Şimdi ülke arıyor. Eskiden “Nasıl başarılı olurum?” diye sorarlardı. Şimdi “Nasıl giderim?” diye soruyorlar.
Kimse bunu manşet yapmıyor. Ama sessiz bir göç yaşanıyor.
Havalimanları kalabalık. Konsolosluklar ve elçilikler önünde vize kuyrukları uzayıp gidiyor. Çiftliklerde, kırsalda, geçici iş programlarında bile sıra bekleyen gençler var. Annelerin gözleri dolu. Giden de üzgün, kalan da.
Gençler tembel değil. Gençler sabırsız da değil. Adalet duygusunun zedelendiğini düşünüyorlar. Emek ile fırsat arasındaki dengenin her zaman kurulamadığını görüyorlar. Ve en çok da şu kaygıyı taşıyorlar:
“KENDİ ÜLKEMDE BANA SIRA GELME İHTİMALİ VAR MI?”
Bir başka endişe daha var. Geleceğe dair belirsizlikler ve zaman zaman hissedilen can güvenliği kaygısı… İnsan, yarınından emin olmak ister. Sadece ekonomik olarak değil, huzur ve güven içinde yaşamak ister.
Oysa bu toprakların kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, geleceği tarif ederken ne servetten söz etmişti ne makamdan. Sadece şunu söylemişti:
“BÜTÜN ÜMİDİM GENÇLİKTEDİR.”
Şimdi asıl soru şudur: Gençliğe umut bağlayan bir mirası, biz gençler için umut üretmeden nasıl yaşatacağız?
Eğer gençler bavul topluyorsa, orada sadece beyin göçü yoktur… Orada bir güven kaybı vardır.
Bir ülkenin geleceği nedir? Doğal gaz mı? Rezerv mi? Yatırım mı? Hayır. Bir ülkenin geleceği, gençlerinin o ülkeye inanmasıdır.
İnanç ve umut azaldığında, kalabalık artabilir. Ama gelecek güçlenmez.
Gençsiz bir gelecek olmaz. Umutsuz bir gençlik ise geleceğini başka yerde kurmayı tercih edebilir.
Son söz:
Bir ülke kendi gençlerini tutmakta zorlanıyorsa, önce kendine bakmalıdır. Çünkü mesele gençlerin gitmesi değil… Asıl mesele, onların kalmak için güçlü bir neden bulamamasıdır.