Siyasette gerçek iz
Mahallede, köyde, sokakta insanları dinliyorum… Kahvede, pazarda, otobüs durağında yıllardır siyasetin içinde olanlarla konuşuyorum. Farklı yaşlar, farklı hayatlar… Ama aynı cümleyi kuruyorlar:
"Partiler kişilerden büyük olmalı."
Aslında bütün tartışmaların özeti de bu.
Siyasetin doğasında değişim vardır. Makamlar değişir, koltuklar el değiştirir, isimler gelir geçer. Dün alkışlanan bugün eleştirilebilir, bugün eleştirilen yarın yeniden takdir görebilir. Bunlar siyasetin olağan akışıdır.
Ancak köklü partiler, günlük hesaplarla ayakta kalmaz.
Cumhuriyet Halk Partisi; Cumhuriyet'in kuruluş iradesini, Atatürk'ün mirasını, İnönü'nün kararlılığını, Ecevit'in halkçı anlayışını, Baykal'ın katkılarını ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun yıllar boyunca sabırla ördüğü örgüt kültürünü taşıyan yüz yıllık bir siyasi hafızadır.
Bugün de Cumhuriyet Halk Partisi'ne gönülden oy veren seçmenin önemli bir kesimi, Kemal Kılıçdaroğlu'nun dürüst siyaset anlayışının, devlet adamı kimliğinin ve birleştirici yaklaşımının partiyi yeniden toparlayarak iktidar yürüyüşüne güç katacağına inanıyor. Çünkü siyasetin koltuk kavgasıyla değil; güvenle, emekle ve ilkeyle büyüyeceğini düşünüyor.
Ne var ki siyasette bazıları koltukta otururken partinin en gür sesi olur. Makamı kaybedince ise "Bana değer verilmedi", "Ben yoksam olmaz." diyerek kendilerine yeni yollar aramaya başlar.
Oysa sadakat; rahat günlerin değil, zor günlerin sınavıdır. Gemi sakin denizde herkesindir. Marifet, fırtına çıktığında güvertede kalabilmektir.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise şudur:
Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlık görevinden ayrıldıktan sonra, onun yanında duran birçok isim ağır eleştirilerle karşılaştı. Kimileri disipline sevk edildi, kimileri görevlerinden uzaklaştırıldı, kimileri dışlandı. Her türlü baskıya ve haksızlığa rağmen hiçbiri "Partimden ayrılıyorum", "Yeni bir parti kuruyorum." demedi. Çünkü onların bağlılığı kişilere değil, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yüz yıllık değerlerineydi.
Bugün yaşananlarla o gün yaşananlar arasındaki en büyük fark da burada ortaya çıkıyor. Zor zamanda partisine sahip çıkanlarla, ilk fırtınada ayrılığı çözüm görenler arasındaki farkı en doğru değerlendirecek olan da Cumhuriyet Halk Partisi'ne gönülden oy veren seçmendir.
Vatandaş artık kimin hangi koltuğu istediğiyle ilgilenmiyor. Zor zamanda kim mücadele etti, kim ilk fırsatta başka liman aradı; ona bakıyor.
Belki de siyasetin en ağır sorusu budur:
Mücadeleyi koltuk için mi verdiniz, yoksa inandığınız dava için mi?
Çünkü tarih, makam sahiplerini değil; geride bıraktığı izlerle hatırlananları yazar.
Son söz
Siyasette gerçek miras, oturulan koltuk değil; ardında bırakılan izdir.