Sessiz çoğunluğun sesi
Siyasette bazen bağıranlar çok görünür... Ama asıl çoğunluk sessizdir.
Sessizdir, çünkü kavga istemez. Sessizdir, çünkü hakaret dilinden yorulmuştur. Sessizdir, çünkü memleketin gerçek gündeminin vatandaşın geçim derdi olduğunu bilir.
Cumhuriyet Halk Partisinde 38. Olağan Kurultay sonrası başlayan süreçte, kurultaya yönelik şaibe iddiaları ve devam eden mahkeme süreçleri kamuoyunda uzun süre tartışılmıştır. Bu süreçte Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiye zarar gelmemesi adına son derece dikkatli ve temkinli bir duruş sergilediği görülmüştür. Buna rağmen yaklaşık iki buçuk yıl boyunca tartışmaların merkezinde çoğu zaman doğrudan Sayın Kılıçdaroğlu’nun yer aldığı bir süreç yaşanmıştır.
Bu süreçte eleştiri sınırlarını aşan söylemler, ağır ithamlar ve itibarsızlaştırma çabaları kamuoyunda geniş şekilde gündem olmuştur.
Ancak birkaç gün önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, konutunun önünde yaptığı açıklamada; "Mahkeme kararı netleşmeseydi konuşmayacaktım. Artık konuşacağım. Ayın 30'unda saat 12.00’de CHP Genel Merkezinde yurttaşlarımızla bayramlaşacağım. Önemli açıklamalarda bulunacağım," diyerek dikkat çekici bir mesaj vermiştir.
Bugün toplumun en çok merak ettiği konu ise şudur:
"Sayın Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel Başkanı oldu, peki şimdi ne olacak? Kendisine yapılanların aynısını karşı tarafa yapacak mı? Bir rövanş süreci mi başlayacak?"
Uzun yıllardır Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakınında bulunan, birçok süreci birebir yaşamış bir kişi olarak şunu rahatlıkla ifade edebilirim: Kendisinin böyle bir anlayış içinde olacağını düşünmüyorum.
Çünkü Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, siyaseti hiçbir zaman şahsi hesaplaşmalar üzerinden okuyan bir anlayışa sahip olmamıştır. O; memleketi, milletin huzurunu, birlik ve beraberliği her zaman kişisel meselelerin önünde tutmuştur.
Dün; Alevi'siyle, Sünni'siyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkes'iyle halkı aynı masada buluşturmayı başaran, Halil İbrahim sofrası anlayışını ve helalleşme yaklaşımını siyaset diline taşıyan bir anlayışı temsil etmiştir. Bu nedenle bugün ayrıştırıcı bir siyaset izlemesi beklenmemektedir.
Sayın Kılıçdaroğlu, toplumu kutuplaştıran değil, bir araya getiren bir siyaset anlayışını temsil etmektedir.
Bu nedenle hiç kimsenin endişe duymasına gerek yoktur.
Sayın Kılıçdaroğlu’nun temel yaklaşımı kişisel rövanşlar değil; yeniden güven veren, topluma umut olan ve vatandaşın sorunlarına çözüm üreten bir siyasi zeminin oluşmasıdır.
Elbette hukuk önünde şaibe iddiaları, millet vicdanını yaralayan konular veya değerlendirilmesi gereken süreçler varsa bunlar ilgili kurumlar tarafından ele alınacaktır. Ancak bunun dışında, sırf farklı düşündüğü için insanların ötekileştirildiği bir yaklaşımın doğru olmadığı açıktır.
Son günlerde Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik sosyal medyada oluşturulmaya çalışılan bazı algılara karşın, sahadaki gerçek çok daha farklıdır.
İnsanlar sosyal medyada açıkça yazmaktan çekinmektedir. Çünkü Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hakkında olumlu görüş belirten kişilerin organize şekilde hedef alındığına dair bir algı oluşmuş durumdadır. Bu nedenle birçok kişi sessiz kalmayı tercih etmektedir.
Ancak sahaya çıkıldığında tablo tamamen değişmektedir.
Bunu birebir gözlemleyen biri olarak söyleyebilirim ki insanlar sosyal medyada yazmasa da fiiliyatta Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kapısını çalmakta, evine gitmekte ve desteklerini açık şekilde ifade etmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, sessiz çoğunluk aslında orada durmaktadır.
Bağıranlar değil, sabırla bekleyenler çoğunluğu oluşturmaktadır.
Ve inanıyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi kısa süre içerisinde yeniden toparlanarak milletine güven veren ve iktidar alternatifi olan bir yapıya dönüşecektir.
Çünkü Türkiye’nin artık iç gerilimlere değil, aklıselime, devlet ciddiyetine ve vatandaşın sorunlarını merkeze alan bir siyasete ihtiyacı vardır.
Vatandaş artık hakaret değil, çözüm görmek istemektedir. Gerilim değil, huzur istemektedir. Kısır tartışmalar yerine ekonomiye, emekliye ve gençlerin geleceğine dair somut adımlar görmek istemektedir.
Siyaset kurumunun da artık kendi iç meselelerinden çok milletin meseleleriyle ilgilenmesi gereken bir döneme girilmektedir.
Ve görünen o ki sessiz çoğunluk yeniden sözünü söylemeye hazırlanmaktadır.