Milli duruş nerede başlar?
Türkiye Cumhuriyeti’ni ziyaret eden yabancı devlet başkanlarının, ülkeye adım atar atmaz ilk olarak Anıtkabir’e gitmesi bir nezaket kuralı değil, bir devlet geleneğiydi…
Ülke liderleri önce Anıtkabir’den geçerdi.
Çünkü orada, Türkiye Cumhuriyeti’nin yokluktan doğmuş, kahraman evlatların fedakârlığıyla kurulmuş
bir devlet olduğu sessizce anlatılırdı…
Bir asır önce ülkemizi bölüp parçalamak isteyen emperyalist güçler “geliyoruz” dediler.
Geldiler.
Kapımıza dayandılar, hatta içeri girdiler…
Ama geldikleri gibi, tuzu dumana katarak kaçıp gittiler…
Bugün yeniden hevesliler…
Bunu anlamak için “geliyorlar” demeye gerek yok.
Çevremize bakmak yeterli…
Ukrayna–Rusya savaşı sürüyor…
Suriye bitmeyen bir yangın…
İsrail–Filistin hattı alev alev…
İran’da iç karışıklık derinleşiyor…
Ortadoğu yeniden şekillendiriliyor…
Büyük güçlerin, “başka bir ülkeyi eyalet yaparız” diyebildiği, devlet başkanlarının yatak odalarından alınıp götürülebildiği bir çağdayız…
Uluslararası hukuk çoğu zaman kâğıt üzerinde…
Fiiliyatta ise güç, psikolojik üstünlük ve milli direnç belirleyici…
İşte böyle bir dünyada, bir ülkeyi ayakta tutan sadece silah gücü değildir.
Asıl mesele; milli hafızaya, ortak bilince ve devlet ciddiyetine sahip çıkabilmektir.
Yani iç cepheyi diri tutabilmektir…
Bu millet, bunun cevabını yüz yıl önce verdi.
Yokluk içinde ama inançla verilen Kurtuluş Savaşı, sadece kazanılmış bir askeri mücadele değil,
aynı zamanda psikolojik savaşın da kazanıldığı bir direniş destanıydı…
Dünyanın en gelişmiş silahlarına karşı iradesiyle direnen bir halk…
Teknolojiye değil, bağımsızlık kararlılığına yaslanan bir devlet aklı…
Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sadece sınır çizmek değildir.
“Bu topraklarda kimlerin neyle karşılaşacağını” dünyaya göstermektir…
İşte bu hafızanın somutlaştığı yer Anıtkabir’dir. Ata’nın huzurudur.
Uzun yıllar boyunca Türkiye’ye gelen yabancı devlet adamları için ziyaret protokolünün ilk adresi belliydi:
Anıtkabir…
Bu ziyaret, bir nezaket turu değil; bir devlet dersi, bir mesajdı.
Ne zaman ki bu gelenek geri plana itildi, Anıtkabir protokolde geriye düşürüldü,
işte o gün milli değerlerin “sembol” denilerek aşındırıldığı bir anlayış devreye girdi…
Oysa Anıtkabir bir sembol değildir.
Yaşayan bir hafızadır.
Savaşçı bir milletin en güçlü cephesidir…
Türkiye Cumhuriyeti’nin barış anlayışı nettir:
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Ama bu ilke zayıflık değil; dost için güven, düşman için caydırıcılıktır.
Bu nedenle açıkça söylemek gerekir:
Yabancı devlet liderleri Türkiye Cumhuriyeti’ni ziyaret ettiklerinde önce Anıtkabir’e gitmeli,
sonra diplomasi yapmalıdır…
Çünkü milli duruş; uçakta değil, masada değil, hafızada, ruhta ve iç cephede başlar…
Bir asır önce bunu başardık.
Bugün yaşananlar, bu gerçeği yeniden hatırlatıyor…