Kemal Kılıçdaroğlu: Halkın Kemal’i
Dün, 17 Aralık Çarşamba günü Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun doğum günüydü.
Bugün köşemde onu yazmayı tercih ettim. Çünkü bazı doğum günleri sadece bir yaşı değil; bir ömrü, bir mücadeleyi ve bir ahlakı hatırlatır. Hele söz konusu olan Kemal Kılıçdaroğlu ise…
“Bazı insanlar koltuk büyüdükçe küçülür…
Bazıları ise koltuktan ayrılsa da büyür.”
Bu satırları bir köşe yazarı olarak yazıyorum.
Ama aynı zamanda Kemal Kılıçdaroğlu’nu yakından tanıyan, uzun yıllar yanında olmuş ve hâlâ siyasetini içeriden gözlemleyen biri olarak…
Çünkü bazı isimler vardır; onlar hakkında yazarken yalnızca uzaktan bakmak yetmez.
Tanıklık gerekir.
Ama bu tanıklık, övgüye değil; hakikate yaslanmalıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun hikâyesi, Tunceli’nin yoksul bir evinde başlar.
İmkânların sınırlı olduğu, okumanın kolay olmadığı bir aile ortamında büyür.
Yoksulluğu ne bir mazeret yapar ne de bir siyasal vitrine dönüştürür.
Çalışarak, sabırla ve ahlakla yol alır.
Devlete sırtını dayayanlardan değil, devlete omuz verenlerden olur.
Hayatındaki hiçbir aşama tesadüf değildir.
SSK Genel Müdürlüğü, devletin farklı kademelerinde üstlendiği görevler, Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde en yakın çalışma halkalarında yer alması…
Bunların tamamı liyakat, disiplin ve dürüstlüğün sonucudur.
Siyasete davet üzerine girer.
CHP milletvekili olur.
Uzun yıllar CHP Grup Başkan Vekilliği yapar.
Türkiye onu televizyon ekranlarında tanıdı.
Sakin ama derin bir üslup…
Polemikçi değil; konuya hâkim.
Kılıçdaroğlu konuştuğunda sesini yükseltmezdi.
Ama söz bittiğinde, sessizlik bile mesajı tamamlamaya yeterdi.
CHP’nin efsane Genel Başkanı, merhum Deniz Baykal’ın görevden ayrılmasının ardından Genel Başkan oldu.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken çok önemli bir husus vardır:
Kemal Kılıçdaroğlu, kendisinden önceki liderine bir gün bile saygısızlık yapmadı ve yaptırmadı.
Ne kürsüde…
Ne kuliste…
Ne de kapalı kapılar ardında…
Çünkü liderine vefayı bir siyasal nezaket meselesi değil, bir ahlak ve karakter meselesi olarak gördü.
Daha da dikkat çekici olan şudur:
Dün, yol yürüdüğü Baykal’ı yalnız ve yolda bırakanlar, sonra gelip Kılıçdaroğlu’nun yanında yer almak isteseler de, o buna müsaade etmedi.
Çünkü dün yol arkadaşına vefasızlık edenin, bugün kendisine ya da yarın bir başkasına da aynısını yapacağını biliyordu.
Siyaseti rüzgâra göre yön değiştirenlerle değil, ilke ve ahlak üzerine kurdu.
Bu bir kişisel hesaplaşma değildir.
Bu, siyasi hafızanın ve duruşun kaydıdır.
On üç yıllık Genel Başkanlık döneminin özeti şudur:
Zenginleşen bir siyasetçi değil, milletine borçlu kalan bir adam.
Kemal Kılıçdaroğlu siyaseti hiçbir zaman bir servet kapısı, bir zenginleşme aracı olarak görmedi.
Bugün hâlâ mütevazı bir evde yaşıyor.
Mal varlığı milletin gözü önünde.
Genel Başkanlıktan ayrıldıktan sonra tuttuğu sade bir büronun kirasının bile tartışma konusu yapılması, aslında başka bir gerçeği gösteriyor:
"Dürüstlük."
Kimse ona, “Bu serveti nasıl yaptın, bu rezidansı nasıl aldın?” diye soramıyor.
Çünkü böyle bir hikâye yok.
Bir başka önemli gerçek daha var:
Kemal Kılıçdaroğlu, 13 yıllık Genel Başkanlığı döneminde gündemi izleyen değil, gündemi belirleyen bir lider oldu.
EYT’den emekli ikramiyelerine, sosyal devlet başlıklarından adalet tartışmalarına kadar birçok konuda iktidar, istemese de onun açtığı başlıkların gerisinden yürümek zorunda kaldı.
Son seçim gecesinden sonra yaşananlar hâlâ hafızalarda.
“Değişim” denildi…
Ama değişmeyenler yine yerindeydi.
Değişen tek kişi Kılıçdaroğlu oldu.
Partisine zarar gelmesin diye, onca hakarete rağmen sustu. Ama bu gürültüyü çıkaranların ufak bir grup olduğu biliniyordu. Milletin olmadığı kesindi.
Bu ses, Anadolu’nun sesi değildi.
Bu ses, küçük bir çıkar çevresinin sesiydi.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun hayatı sade ama çok yoğundur.
Sabah mütevazı evinden çıkar.
Küçük ama gönlü dünyayı içine alacak kadar büyük bürosuna gider.
Gününü ülkenin dört bir yanından gelen halkı dinleyerek geçirir.
Kapısına geleni geri çevirmez.
Dinler…
Sabırla dinler…
Nezaketle uğurlar…
Bazıları ona “eski genel başkan” diyebilir.
Ama halkın dilinde hâlâ aynı isim vardır: Lider Kemal Başkan.
Çünkü dürüstlük eskimez.
Temiz siyaset unutulmaz.
Son söz şudur:
Yetmiş iki milleti bir nazarda gören Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi: “İncinsen de incitme.”
İşte Halkın Kemal’i tam da böyledir.
Çok incindi…
Ama kimseyi incitmedi.
Kendisi kırıldı, ama hiç kimseyi kırmadı.
Belki de bu yüzden, sokakta en çok duyulan cümle hâlâ aynıdır:
“Halkın Kemal’i…”
İyi ki doğdunuz.
İyi ki varsınız.