İnancın merkezinde siyasetin gölgesi

Durak Karabulut

Durak Karabulut

Yazar
Tüm Yazıları

Son günlerde en çok konuşulan görüntülerden biri, İstanbul’daki Garip Dede Cemevi’nde yaşanan olaylardı. O görüntüleri izledikten sonra farklı kesimlerden birçok vatandaşla görüşme imkânım oldu. Özellikle Alevi yurttaşların değerlendirmeleri dikkat çekiciydi. Ortak kanaat oldukça netti: “Cemevleri, siyasi hesaplaşmaların değil; inancın, kardeşliğin ve rızalığın mekânıdır.”

Alevi inancında cemevleri; kim olursa olsun “gel” denilen, insanı kimliğiyle değil insanlığıyla kabul eden birlik mekânlarıdır. “Eline, beline, diline sahip ol” ilkesi bu inancın temel ahlaki çerçevesini oluşturur. Hak, hukuk, adalet, hoşgörü ve insan sevgisi bu kültürün özüdür.

Görüştüğüm birçok vatandaş, cemevinde yaşanan bazı görüntülerin bu ruhla örtüşmediğini ifade etti. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yuhalama görüntüleri bu çerçevede değerlendirildi. Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatı boyunca öne çıkan en belirgin özelliklerinin başında dürüstlüğü, uzlaştırıcı kişiliği ve ayrıştırmayan siyaset dili geliyor. Bu nedenle bir cemevinde böyle bir tutumun doğru bulunmadığı yönündeki görüş oldukça yaygındı.

Vatandaşların ortak ifadesi ise şuydu: “Eleştiri siyasetin doğasında vardır; ancak cemevleri inancın merkezidir.” Aslında mesele tam da burada netleşiyor. İnanç mekânları öfkenin değil edebin, kutuplaşmanın değil kardeşliğin alanı olmalıdır. Hiç kimse ibadet veya ziyaret için bulunduğu bir cemevinde saygısızlığa maruz bırakılmamalıdır.

Toplumun vicdanı, kimin ayrıştırdığını kimin birleştirdiğini zamanla en doğru şekilde tartar. Çünkü geriye kalan şey siyasi tartışmalar değil, insanların ortaya koyduğu duruştur. Cemevleri; inancın, kardeşliğin ve ortak vicdanın mekânlarıdır.

Bu noktada hafızalarda canlı tutulması gereken en acı gerçeklerden biri de Sivas’tır. Sivas Madımak Olayı’nda hayatını kaybeden canların acısı bugün hâlâ yüreğimizdedir. Bu topraklar bize defalarca şunu göstermiştir: İnanç mekânları ve farklılıklar hiçbir zaman nefretin, öfkenin ve ayrışmanın gölgesine bırakılmamalıdır. Bu yüzden cemevleri başta olmak üzere tüm inanç alanlarının ortak bir saygı bilinciyle korunması hem geçmişe karşı bir sorumluluk hem de geleceğe karşı bir görevdir.