Gitmek mi, kalmak mı?

Durak Karabulut

Durak Karabulut

Yazar
Tüm Yazıları

Siyasette bazen en zor olan mücadele etmek değil, gerçekle yüzleşmektir. Bu gerçek; ortaya çıkan hukuki sonuçlara ve mahkeme kararlarına saygı duyulmasını, oluşan tablonun ise olduğu gibi kabul edilmesini gerektirir. Bu çerçevede Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olduğu gerçeği de tartışmasız biçimde ortadadır.

Gitmek mi, kalmak mı?

Eğer gitme yönünde bir tercih ortaya çıkıyorsa, yıllarca emek verilen, sayesinde makam ve sorumluluk sahibi olunan bir partiden ayrılırken bunun partiye zarar vermeyecek bir dil ve tutumla yapılması gerekir.

Kalınması durumunda ise, yürütülen siyasi dilin ve tartışmaların partide bıraktığı tahribatın dikkate alınması gerekir. Çünkü bu sürecin geride kolay toparlanmayacak izler bıraktığı açıktır.

Bu noktada mesele kişisel bir “gitme-kalma” tartışmasının ötesine geçiyor. Yaklaşık üç yıla yakın süreçte CHP’nin yaşadığı yıpranma tartışmasına dönüşmüş durumda.

38. Olağan Kurultay sonrasında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yoğun eleştirilerle karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Buna rağmen Kılıçdaroğlu, partiyi kamuoyu önünde tartışmaya açacak bir çizgide yer almamış; süreci daha çok dışarıdan takip etmiş ve zaman zaman görüşlerini ifade etmiştir.

O dönem en çok sorulan soru şuydu: “Kılıçdaroğlu neden susuyor?” Bu tavrın, partiyi kamuoyu önünde yıpratmama hassasiyetinden kaynaklandığı değerlendirilmektedir.

Yaşanan sürecin CHP’yi hangi noktaya getirdiği ise bugün daha çok tartışılmaktadır.

Yerel seçimler sonrasında CHP’nin Türkiye’nin birinci partisi olduğu yönünde güçlü bir söylem oluşmuş, toplumda da buna dair bir beklenti yükselmiştir. Ancak süreç içinde siyasi söylemler, iç tartışmalar ve parti içi gerilimler giderek gündemin merkezine yerleşmiştir.

Ve beklenen “hamle” gelmiştir. “Kırmızı kart” olarak adlandırılan sembolik çıkış, kamuoyunda geniş yankı uyandırmış; farklı değerlendirmelere konu olmuş ve zamanla alay konusu haline gelmiştir.

Ardından “yumuşama” ve “normalleşme” başlıkları siyaset gündeminde öne çıkmış ve süreç bu eksende devam etmiştir.

Bu süreçte CHP’nin siyasi enerjisinin önemli bir kısmı iç tartışmalara yönelmiş, bu durum kamuoyunda farklı yorumlara neden olmuştur.

Bugün hâlâ “Kılıçdaroğlu neden sustu?” sorusu tartışılmaktadır.

Belki de asıl mesele, 38. Olağan Kurultay sürecinin CHP’yi hangi noktaya taşıdığıdır.

Çünkü mesele yalnızca bireysel tutumlar değil, ortaya çıkan toplam siyasi tablonun ne ifade ettiğidir.

Genel çerçevede Kılıçdaroğlu’nun savunduğu yaklaşım; CHP’nin birlik ve bütünlük içinde hareket etmesi, iç tartışmalardan uzak durarak ülke meselelerine odaklanması ve yeniden toplumun umudu haline gelmesi gerektiği yönündedir.

Çünkü birlikten uzaklaşan siyasi yapıların zamanla güç kaybettiği, siyaset pratiğinde sıkça görülen bir gerçektir.

Sonuç olarak mesele gitmek ya da kalmak tartışmasının ötesinde; hangi durumda olunursa olunsun CHP’ye zarar vermeden hareket edilip edilemediği noktasında değerlendirilmektedir.