Dikkat! Öğretmen maaşını geçmesin
Bugün Türkiye’de gerçek gündem hangisi?
Öğretmenin geçim derdi mi, yoksa gündemden gündeme savrulan tartışmalar mı?
Belediyelere atanan kayyumlar mı?
Ardından gelen tutuklamalar ve yargı süreçleri mi?
Bir anda patlayan futbol ve bahis soruşturmaları mı?
Günlerdir televizyonlarda bangır bangır konuşulan, kamuoyuna yansıyan ünlülerin yasaklı madde kullanımı ve magazin skandal haberleri mi?
Dikkat ederseniz gündem çok hızlı değişiyor.
Toplum, tartışmadan tartışmaya savruluyor.
Ekranlarda günlerce aynı başlıklar…
Aynı yorumlar…
Aynı sesler…
Aynı kişiler…
Peki hiç şunu gördünüz mü?
Eğitim konuşulsun diye günlerce süren yayınlar…
Öğretmenin geçim koşulları için seferber olan ekranlar…
Ekonomik krizin en yakıcı başlığı olarak eğitimi merkeze alan bir medya dili…
Ne yazık ki yok.
Oysa Türkiye’nin en temel gündemi açıktır:
Ekonomik kriz.
Ve bu krizin en somut şekilde hissedildiği alanlardan biri de eğitimdir.
Bir ülkede öğretmen geçim sıkıntısı yaşıyorsa, o ülkenin geleceği de sıkıntıya girer.
Bu yalnızca bireysel bir sorun değil, doğrudan kamusal bir meseledir.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında bu konuya dair açık bir ölçü vardı.
Bir devlet anlayışı, kesin bir sınır:
“Milletin seçtiklerinin maaşı, öğretmen maaşını geçmesin.”
Bu ifade, öğretmeni merkeze alan bir kamusal önceliğin özetiydi.
Çünkü toplumun her kesimi, en üst kademeler dâhil, bir öğretmenin emeğinden geçerek yetişir.
Devlet yöneticileri de…
Akademisyenler de…
Kamu görevlileri de…
Atatürk’ün, “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” sözü de bu anlayışın temelini oluşturur.
Ancak bugün öğretmenler, kendi yaşamlarını sürdürmekte zorlanmaktadır.
Öğretmen maaşları; kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlar karşısında yetersiz kalmaktadır.
Ay sonunu değil, ayın ortasını hesaplayan bir öğretmen gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Gençler idealizmle öğretmenlik mesleğini seçiyor.
Yıllarca eğitim alıyor, emek veriyor.
Mezun olduklarında ise ya atanamıyorlar ya da göreve başladıklarında ekonomik zorluklarla yüzleşiyorlar.
Diğer tarafta ise milletin seçtikleri açısından farklı bir tablo bulunmaktadır.
Kamuoyuna yansıyan veriler, milletin seçtiklerinin aylık gelirlerinin öğretmen maaşlarının kat kat üzerinde olduğunu göstermektedir.
Bu durum yalnızca rakamsal bir fark değildir.
Toplumsal algı açısından da ciddi bir kopuşa işaret etmektedir.
Öğretmen temel ihtiyaçlarını planlamak zorunda kalırken, kamusal görevde bulunan bazı kesimlerin
daha ayrıcalıklı koşullara sahip olması, toplumda adalet duygusunu zedelemektedir.
Sorun tam da burada başlamaktadır:
Millet ile milletin seçtikleri arasındaki mesafe giderek büyümektedir.
Bu mesafe en çok öğretmenin hayatında hissedilmektedir.
Öğretmenin sorunlarını yeterince gündeme taşıyamayan sendikal yapıların suskunluğu da
bu yalnızlığı derinleştirmektedir.
Eğitimin temel meseleleri yerine, gündelik siyasi tartışmaların öne çıkması,
öğretmenin sesini daha da kısmaktadır.
Bir zamanlar öğretmeni devletin merkezine koyan anlayıştan, bugün öğretmeni geçim mücadelesiyle baş başa bırakan bir noktaya gelinmiştir.
Cumhuriyetin koyduğu ilke açıktır:
Öğretmen maaşı geçilmemelidir.
Bugün bu ilke, fiilen ve çok açık biçimde aşılmıştır.
Ortaya çıkan fark, milletin seçtiklerinin maaşlarına bakıldığında rakamlarla ortadadır.
Değerlendirmesini ise toplumun vicdanına bırakıyoruz.