CHP'de makam gidince...
Siyasette bazı günler vardır; yaşananlar yalnızca bugünü değil, yarını da şekillendirir. Hatta bazen yıllar sonra yazılacak siyasi tarihin en önemli satırlarını oluşturur.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan gelişmeleri de böyle görüyorum. Çünkü mesele yalnızca bir ayrılık değildir. Asıl mesele, bu ayrılığın topluma ne anlattığıdır.
İnsanlar çoğu zaman söyledikleriyle değil, en zor zamanda yaptıkları tercihlerle hatırlanırlar. Siyasette de böyledir.
Hafızamı biraz geriye götürüyorum...
38. Olağan Kurultay'ın ardından yaşanan tartışmaları, kurultaya ilişkin şaibe iddialarını ve aylarca süren hukuki ve siyasi mücadeleyi hatırlıyorum.
O günlerde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun önünde de bir tercih vardı. İsteseydi yeni bir parti kurabilir, kendisine destek verenleri yeni bir çatı altında toplayabilirdi. Üstelik buna zemin hazırlayacak çok sayıda gerekçe de vardı.
Ama bunu yapmadı.
En ağır eleştirilere uğradı. Hakaretlere ve linç kampanyalarına maruz kaldı. En yakınında gördüğü isimlerin siyasi saldırılarıyla karşı karşıya kaldı.
Buna rağmen Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılmayı değil, mücadelesini CHP'nin içinde sürdürmeyi tercih etti.
Çünkü onun siyaset anlayışında CHP, kişilerin gelip geçtiği bir makam değil; Cumhuriyet'in kurucu iradesiydi.
Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Dün "Biz gerçek CHP'lileriz", "Partinin sahibi biziz", "CHP baba ocağımızdır." diyenler, bugün CHP'den ayrılarak yeni bir siyasi parti kurma kararı alıyor.
Bu kararın siyasi sonuçlarını elbette zaman gösterecektir.
Ancak şu gerçeği görmezden gelmek de mümkün değildir:
Cumhuriyet Halk Partisi'nin bölünmesi yalnızca CHP'yi ilgilendiren bir mesele değildir. Türkiye siyasetinin dengelerini etkileyecek kadar önemli bir gelişmedir.
Tam da bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Gerçek CHP'lilik nedir?
En zor gününde partisini terk etmemek mi...
Yoksa yönetimi ya da koltuğu kaybettiğinde yeni bir siyasi yol açmak mı...
Belki de bugün yaşananlar, bu sorunun cevabını herkesin kendi vicdanında yeniden değerlendirmesine neden olacaktır.
Çünkü siyaset, insanların söylediklerinden çok, en kritik anlarda yaptıkları tercihlerle ölçülür.
Ve geriye tek bir soru kalıyor:
Gerçek CHP'lilik, makam varken mi belli olur; makam gidince mi?
Kurultaya ilişkin şaibe iddiaları, aylarca süren tartışmalar, en ağır eleştiriler ve siyasi saldırılara rağmen partisini terk etmeyip mücadelesini CHP'nin içinde sürdüren, "arınma" diyerek Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi değerlerine dönmesi gerektiğini savunan Kemal Kılıçdaroğlu mu...
Yoksa genel başkan olduktan sonra yönetimi kaybedince CHP'den ayrılarak yeni bir parti kurmayı tercih eden Özgür Özel mi...
Bu sorunun cevabını ne günlük siyasi polemikler verecek ne de anlık tartışmalar.
Asıl hükmü, zamanın tanıklığında tarih verecektir.