Arınma süreci başlatıldı

Durak Karabulut

Durak Karabulut

Yazar
Tüm Yazıları

Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan gelişmeler üzerine çok sayıda CHP seçmeniyle, parti emekçisiyle ve vatandaşla görüşme fırsatı buldum. Bu yazıda yer alan değerlendirmeler yalnızca kişisel kanaatlerden değil; sahada edinilen gözlemlerden, yapılan görüşmelerden ve kamuoyunda oluşan değerlendirmelerden süzülerek ortaya çıkmıştır.

CHP'de bugün yaşanan tartışmaların merkezinde kurultay süreciyle ilgili yargıya taşınan iddialar ve mahkeme kararları bulunmaktadır. Ancak dikkat çeken nokta, yıllarca birlikte siyaset yapan, aynı masalarda oturan ve aynı stratejik kararların içerisinde yer alan birçok ismin, bugün yaşananların bütün sorumluluğunu tek bir kişiye yüklemeye çalışmasıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlık dönemi değerlendirilirken sıkça dile getirilen seçim kaybetti" söylemi, parti tabanında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Görüştüğümüz birçok partiliye göre bu değerlendirme, yaşanan süreci eksik okumaktadır.

Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı görevini devraldıktan sonra partinin oy oranını ve temsil gücünü artırmış, CHP'nin uzun yıllardır ulaşamadığı önemli siyasi başarılara öncülük etmiştir. Bu nedenle partiyi geriye götüren değil, aldığı noktadan çok daha ileriye taşıyan bir liderlik sergilediğini düşünenlerin sayısının oldukça fazla olduğu görülmektedir.

2015 genel seçimleri bu açıdan önemli bir örnektir. AK Parti ilk kez tek başına hükümet kurma çoğunluğunu kaybetmiş ve Türkiye siyasetinde önemli bir kırılma yaşanmıştır.

2019 yerel seçimlerinde ise İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir belediyesi CHP tarafından kazanılmıştır. Uzun yıllar boyunca siyasi dengelerin sembolü olarak görülen bu iki şehirde elde edilen başarı, CHP tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ise ayrı bir başlık olarak ele alınmaktadır. Parti tabanında yapılan değerlendirmelerde, daha önce Ekmeleddin İhsanoğlu ve Muharrem İnce'nin adaylıklarıyla seçim kazanılamamış olması nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığının tercih edildiği görüşü dile getirilmektedir. Ayrıca birçok partili, seçim sürecinde yaşanan iç tartışmalar ve çeşitli engellemeler olmasaydı sonucun kesinlikle farklı olabileceğini savunmaktadır. Nitekim tüm engellere rağmen Kılıçdaroğlu’nun ulaştığı oy oranı yüzde 48,5 seviyesine kadar çıkmıştır.

Bu nedenle birçok CHP seçmeni bugün şu soruyu sormaktadır:

"Eğer yüzde 48,5'e ulaşan bir sonuç başarısızlık olarak değerlendiriliyorsa, daha önceki dönemlerde alınan sonuçlar nasıl değerlendirilmelidir?"

Ancak bugün CHP'de tartışılan konu yalnızca geçmiş seçimler değildir. Parti, kurultay süreciyle ilgili tartışmaların ve yargıya taşınan iddiaların gölgesinde yeni bir döneme girmiş görünmektedir.

Son olarak çeşitli hukuki tartışmalar ve iddialarla gündeme gelen dokuz vekilin ihraç edilmesi, parti içerisinde dikkat çekici bir sürecin başlangıcı olarak yorumlanmaktadır. CHP tabanında yaygınlaşan görüşe göre bu adımlar, yalnızca bireysel disiplin kararlarından ibaret değildir; aynı zamanda partinin kamuoyundaki güven duygusunu yeniden güçlendirmeye yönelik bir yenilenme hamlesidir.

Elbette hukuk devletinde nihai kararı mahkemeler verir ve hiç kimse peşinen suçlu ilan edilemez. Ancak sahada görüştüğümüz birçok partili, hakkında ciddi iddialar bulunan kişilerin makamı mevkisi ne olursa olsun; milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi ya da parti yöneticisi fark etmeksizin gerekli inceleme ve disiplin süreçlerinden geçirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Parti tabanında oluşan beklenti, CHP'nin kendi içindeki tartışmaları geride bırakarak şeffaflık, hesap verebilirlik ve güven ilkelerini daha güçlü şekilde sahiplenmesi yönündedir. Bu nedenle son gelişmeler, birçok kişi tarafından CHP'de yeni bir sayfanın açıldığı ve arınma sürecinin başladığı şeklinde değerlendirilmektedir.

Önümüzdeki günler, atılan adımların münferit kararlar mı yoksa daha kapsamlı bir yeniden yapılanmanın başlangıcı mı olduğunu gösterecektir.

Ancak görünen odur ki CHP'de artık yalnızca liderlik tartışmaları değil; aynı zamanda yenilenme, güven tazeleme ve partiye duyulan toplumsal güveni yeniden güçlendirme arayışı da siyasetin merkezine yerleşmiş durumdadır.